LİNK TL YE ÜYE OL KAZAN

LİNK TL YE ÜYE OL KAZAN
LİNK TL YE ÜYE OL KAZAN

25 Aralık 2016 Pazar

Süleymaniye ve Selimiye camiilerinin sırrı.

İyi günler değerli okurlarımız bugün sizlere Süleymaniye ve Selimiye camiilerinin sırrını anlatacağız keyifli okumalar

Süleymaniye ve Selimiye camilerinin sırrı

1) Mimar Sinan'ın Selimiye Camii'nin kubbesini o genişliğe oturtmak için 13 bilinmeyenli bir denklemi matematiğin bilinen 4 ana işleminden farklı beşinci bir işlem yaratarak çözdüğü söylenir. 
Ayrıca minarelerin şerefelerine çıkanların yolda birbirlerini görmemeleri ise büyük bir bir dehanın ürünüdür. Almanlar aynı sistemi meclislerinin önündeki dev kürede kullanmışlardır. 
Mimar Sinan, bu sistemi 2 metre çapındaki minarelere yüzyıllar önce monte edebilecek bir dehadır. 

2) Bir gün Selimiye Camii'ne girenler, kubbenin altında bir Japon'un sırtüstü yattığını görmüşler ve tabii olarak hemen Japon'u , "Burası kutsal bir yer. Bu şekilde yatmak bizim inançlarımıza göre saygısızlıktır. Lütfen oturun veya ayakta durun " diyerek uyarmışlar. Ancak, Japon trans vaziyetteymiş, gözlerini kubbeden ayırmadan şöyle sayıklıyormuş: "Bu imkansız. Ben yılların ünlü bir mühendisiyim. Bu kubbe var olamaz. Hayal görüyorum. Bu kubbenin orada o şekilde durması fizik ve matematik kurallarına aykırı. Bu imkansız, orada hiçbir şey yok,orada hiçbir şey yok..."

3) Selimiye Camii’nin zemini gevşek toprakmış. Bu nedenle, minarelerinin yakın zamanda yıkılacağı farkedilmiş. Uluslararası bir grup bilim adamı toplanmışlar. Nasıl kurtarırız bu tarihi minareleri diye kafa kafaya vermişler. Sonuçta en son teknoloji olan metal kelepçelerle minarelerin temellerini sabitlemenin en iyi çözüm olduğuna karar vermişler. Minarelerin temellerini açınca, koymayı düşündükleri kelepçelerin aynısıyla karşılasmışlar. Mimar Sinan bilmem kaç yüzyıl önce aynı şeyi düşünmüş meğerse....? 

4) 1950-60 arası bir tarihte inşaat mühendisi, mimar ve jeofizikçilerden oluşan bir Japon heyeti Türkiye'ye gelmiş. Heyet İmar ve İskan Bakanlığı'ndan izin alarak ülkemizdeki tarihi yapıları incelemeye başlamış. 
Ayasofyayı, Yerebatan Sarnıcını filan gezdikten sonra sıra Sinan' in kalfalık eseri Süleymaniye Camisi'yle Sinan'ın öğrencisi Mimar Davut Ağa'nın eseri Sultanahmet Camisi'ne gelmiş. Japonlar bu camiler üzerinde günlerce inceleme yapmışlar. 
Her geçen gün şaşkınlıkları daha da artıyormuş. Çünkü Japonlar daha ilk incelemede camilerin gevşek bir zemin üzerine inşa edildiğini anlamışlar. Ama bunca yıl, bu camilerde bir çatlak dahi olmamasına akıl sır erdirememişler. Bunun üzerine Türkiye programının gerisini tamamen iptal edip, bu iki cami üzerine yoğunlaşmışlar. 
Araştırmalarının sonucunda herhangi bir sarsıntı sırasında bu iki caminin sabitlenmediğini aksine yerinde oynayarak yıkılmaktan kurtulabildiği ortaya çıkmış. Minareleri incelediklerinde ise merakları ikiye katlanmış. Minarelerin çok daha gelişmiş bir raylı sistem mekanizması üzerine oturtulduğunu ve her yöne yaklaşık 5 derece yatabildiğini görmüşler. Daha derin araştırma yapmak için Edirne'ye, Sinan'ın ustalık eseri Selimiye Camii'ne gitmişler. Ordaki olağanüstü sistemleri görünce hayretten dona kalmışlar. Selimiye'nin tüm sırlarını aylarını harcayarak çözmüşler. 
Japonya'ya döndüklerinde ise Sinan'ın sırlarını uygulamaya sokarak Sinan'ın kullandığı sistemleri muazzam gökdelenleri dikmede kullanmışlar. 

5) Taç Mahal’in mimarı Mehmet Efendi Mimar Sinan’ın öğrencisiymiş. 

6) Mimar Sinan'ın kalfalık eseri olan bu büyük yapı Süleymaniye Cami'nin restorasyon çalışmalarını yapan bir yetkili, hayretini gizleyemeyerek ''Koskoca camide bir tane örümceğe rastlamadık'' demektedir. Süleymaniye Camii'nin avizelerine dikkatlice bakılırsa kandil çanaklarının aralarında kahverengiye dönüşmüş renklerde yumrular görülür. Bu yumruların devekuşu yumurtası olduğunu bir çok kişi bilmemektedir. İşte örümceği camilerden uzaklaştıran dahiyane buluş bu yumurtalardır. Bir takım araştırmalar neticesinde örümceğin bu devekuşu yumurtalarının yaydığı kokudan rahatsız olduğunu keşfeden Büyük Mimar Sinan, bundan tam 400 yıl önce, uzak diyarlardan devekuşu yumurtaları getirterek, camileri koruma altına almıştır. Şu an bu yumurtalardan bir kısmının restorasyon çalışmaları sırasında kırıldığını, bir kısmınında çalındığını ve şimdi ise sadece 30-35 adet kaldığı ifade edilmektedir. Ayrıca bu yumurtaların Afrika'dan o tarihlerde Osmanlı Padişahı Kanuni Sultan Süleyman tarafından getirtilmiş olduğu söylenmektedir 

7) Birkaç yıl önce, Süleymaniye Camii'nin yıkılma tehlikesiyle karşı karşıya kaldığı anlaşılmış. Eğer çözüm bulunamazsa, koca cami kısa bir zaman içinde yıkılacakmış. Caminin tüm taşıyıcı yükü kemerlerindeymis. Bu kemerlerin ortalarında bulunan kilit taşları zamanla aşınmış. Ama elde yazılı bir proje olmadığı için nasıl değiştirileceği bilinmiyormuş. Hemen Türkiye’nin en yetkin mühendis ve mimarlarından oluşan bir heyet oluşturulmuş. Ortaya bir sürü fikir atılmış. Her kafadan bir ses çıkmış ama sonuç alınamamış. Tartışmalar sürerken caminin içinde büyük bir karmaşa sürüyormuş. Ülkenin çeşitli bilim kuruluşlarından bir sürü mimar, mühendis kemerleri inceliyormuş. Bu yetkililerden biri ortalarda dolanırken, kazara, gizli bir bölme bulmuş. Bölmede, üzerinde eski yazı olan bir not varmış. Uzmanlara inceletilen kağıdın orijinal olduğu belgelenmiş. Bu kağıt parçası bizzat Mimar Sinan’ın imzasını taşıyan bir mektupmuş. Mektupta yazılanlar eski Türkçe bilene okutturulunca ortaya söyle bir metin çıkmış. "Bu notu bulduğunuza göre kemerlerden birinin kilit taşı aşındı ve nasıl değiştirileceğini bilmiyorsunuz." Koca Sinan, kademe kademe, kilit taşının nasıl değiştirileceğini anlatıyormuş. Bu oyuk içinde yer alan bir şişe ve şişe içindeki notta şöyle bir sey yazıyormuş: "Her kim bu taş eskidiğinde yenisiyle değiştirmek isterse; eski taşın yerine takılacak yeni kilit taşının iki tarafından yağlı iple taşı bir taraftan sokup öteki taraftan çeksin ve sonra ipin dışarıda kalan kısımlarını kessin ". Heyet Sinan’ın söylediklerini aynen yapmış. Süleymaniye Camii böylelikle kurtarılmış. Bu mektup şu an Topkapı Sarayı’nda saklanıyormuş. 

8) Cami,hangi yönden (4 yönden) bakarsanız bakın tıpkısının aynıdır.Yani sizi tesadüfen bir yönden seyrettirseler, burası kuzeydi diyecek ayrı bir işarete rastlayamazsınız. 

9) Caminin iç bölümündeki ses aküstik yapısı bir dünya harikasıdır.Hiçbir hoparlör konulmadan iç bölümün neresinde olursanız olun aynı sesi işitebilirsiniz. Mihrabın önünde el çırpın tam mihrabın karşısındaki yani kuzey giriş kapısı önünden o sesi aynen işittirsiniz. 

10) Mihrabın sağ ve solunda hemen hemen bir adam boyu büyüklüğünde bir eksenin etrafında döndürülebilen taşlar bulunmaktadır. Asırlardır bu taşların hala dönüyor olup olmadığı takip edilir. Şu anda taşlar hala ilk yapıldığı an gibi hereket ettirilebilmektedir. Şayet dönmez ise cami ,depremden etkilenmiş ve taş sıkışmıştır. 

11) Bir zamanlar mihrabın önündeki sağlı sollu kandillerde devasa mumlar yanarmış,cami onlarla ve kandillerle ışıklandırılırmış. Mumlardam çıkan duman isleri, mükemmel olarak inşa edilmiş bir yol ile caminin hava cereyanı marifetiyle o yoldan yukarıya çıkar ve en üst bölmede bulunan bir çekmecede toplanırmış.Ve tabi ki bu toplanan islerden de en güzel çini mürekkebi yapılır ve hattatlara verilirmiş. 
V&A

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder