LİNK TL YE ÜYE OL KAZAN

LİNK TL YE ÜYE OL KAZAN
LİNK TL YE ÜYE OL KAZAN

24 Mayıs 2016 Salı

almanya'nın tarihi

avrupada güçlü bir devlet olan almanyanın (germenlerin) tarihini biliyormusunuz....
Bugünkü Almanların dedeleri olan Germenler bundan iki bin yıl önce Ren nehrinin batısında yaşıyorlardı. Bulunan mezarlar, alet ve silahlar onların yaşayışı hakkında bize bir miktar bilgi vermektedir. Tarihte ilk defa bunlardan bahsedilmesi Romalılarla temasları neticesinde olmuştur. M.Ö. 102 yılında Romalı general Marius’un bir Germen kabilesini yendiğini biliyoruz. Ayrıca Sezar’da birliklerini İsviçre’deki Germen kabileleri üzerine sevk etmiştir.
Roma İmparatorluğu çöktüğü sırada Almanya adı verilen memleketin ilk birkaç yüzyıllık tarihi Germen kavimlerinin tarihinden başka bir şey değildir.
Germenler Romalılarla karşılaştıkları sırada savaşçı ve barbar bir kavimdiler. Kadınlar tarlalarda çalışır, erkekler de ava giderdi. Bu çağda Orta Avrupa’da Alemanniler, Franklar, Gotlar, Vandallar, Lombardlar gibi birçok Teuton kabileleri vardı.
Germenler Romalıların kuzeye yürüyüşünü durdurmak için uzun müddet mücadele ettiler. Roma İmparatoru Augustus bütün Almanya’yı işgal etmek istiyordu. IX. yüzyılda Varus komutasındaki Augustus orduları, Ariminus komutasındaki Germen savaşçılarına yenildi. Bundan sonra Romalılar Teuton kabilelerinin hücumlarına karşı kendilerini korumakla yetindiler.
Sezar Germenlerden «Gal Savaşları» adlı kitabında bahsettiği gibi, Romalı tarihçi Tacitus da «Germania» adlı eserinde Milattan yüzlerce yıl önceki Almanya’dan bahseder.
Batılı yazarların barbar diye bahsettikleri ilk Germen kabileleri halkı hayvan derilerinden yapılmış kaba elbiseler giyen, taş ve madenden yapılmış balta, mızrak ve oklarla savaşan uzun boylu, sarışın kimselerdi. Bunlar, şeflerine sadık, karılarına vefakar, savaşçı insanlar olarak tasvir edilirler. Şehir hayatından nefret eder, ormanlarda, basit evlerde yaşarlardı. Gök Tanrısı Woden ile, silahı bir çekiçten ibaret olan Gökgürültüsü Tanrısı Thor’a taparlardı.
# Avrupa’ya yayılış: Romalılar zayıflamaya yüz tutunca Germen kabileleri sel gibi Roma üzerine akmaya başladılar. Germenleri bu tecavüze sevk eden başlıca sebep Asya’dan gelerek Avrupa’ya yayılmaya başlayan Hun istilasıydı. III. ve IV. yüzyıllarda vuku bulan bu istila hareketi sırasında Gotlar İspanya ve İtalya’ya, Vandallar Güney İspanya ve Kuzey Afrika’ya geçtiler. Lombardlar Po nehri havzasında Lombardiya’yı kurdular. Anglo-saksonlar ise İngiltere’ye geçerek oraya Angleland (England, İngiltere) adını , verdiler. Franklar da Gal’e inerek en kudretli Germen krallıklarını kurdular ki, sonradan burası Fransa olarak tanındı.
Roma imparatorluğu topraklarını işgal eden Germen kabileleri Romalıların adet ve kültürlerini, hatta dillerini benimsediler, onlarla evlendiler. Ancak Ren ve Elbe arasındaki asıl Germen anayurdundaki Almanlar kendi dil ve adetlerini korumasını bildiler.
VI. yüzyılda Clovis adındaki bir Frank hükümdar ilk defa Hıristiyanlığı ve diğer Roma adetlerini kabul ederek Avrupa’ya Roma medeniyetinin kapısını açmış oldu.
Büyük Karl: Frankların en büyük hükümdarı 768 yılında tahta çıkan Büyük Karl (Şarlman) dır. Büyük Karl Saksonlara Hıristiyanlığı kabul ettirdiği gibi Lombardların da Roma’da Papaya hücum etmelerini önlemiş, kendisine 800 yılında Roma İmparatoru olarak Papa tarafından taç giydirilmiştir.
Büyük Karl bugün Fransa, Almanya, Belçika, Avusturya, Kuzey İtalya, İsviçre ve Doğu İspanyanın bir kısmına hakim bulunuyordu. O devirde Fransa ve Almanya bir tek memleketti. Büyük Karl’ın hükmü altında bulunan topluluklar Alman ve Latin lehçelerini kullanıyordu. Latin lehçesini kullananların bulundukları yerler sonradan İtalya, Fransa ve İspanya olarak ayrıldılar.
Büyük Karl’ın geniş imparatorluğu torunları zamanında parçalandı. Bu parçalanmanın başlangıcını 843 yılında yapılan Verdun Antlaşması teşkil eder. Bu antlaşma ile Fransa Almanya’dan ayrı bir devlet haline geliyordu. Dağılan Büyük Karl İmparatorluğu birçok dukalıklara bölündü. Her dukalık ayrı bir Alman halk kolunun yurduydu.
İlk krallıkları 911 yılında Frankonya dükleri kurdular. Daha sonra Sakson dükleri kral oldu. Bu krallıkların belli bir siyasi otoriteleri yoktu, çünkü her dük veya prens kendisini küçük bir kral gibi görür, ona göre hareket ederdi.
Sakson krallarının en önemlisi 1. Otto (Büyük Otto) dur. 936 dan 973 e kadar hüküm süren Otto, Fransa hariç olmak üzere, Almanya’da Büyük Karl gibi hükümran olmuştur.
Mukaddes Roma İmparatorluğu: 1200 yıllarından itibaren Mukaddes Roma İmparatorluğu adını alan devlet de gene birçok dukalık ve prensliklerden ibaretti. İmparatorların çoğu dikkatlerini İtalyaya hakim olmak üzerinde topladıkları için Almanca konuşan asıl halkı ihmal etmişlerdir.
Mukaddes Roma imparatorları bir seçmenler grubu tarafından ömürleri boyunca imparator kalmak üzere seçilirlerdi. Seçmenlerin sayısı uzun müddet yedi kişi olarak kalmıştır. Bu seçmenlerin üçü başpiskopos, dördü de prens ve düklerden ibaretti. Ayrıca bir hükümdar meclisi vardı. 1300 yılından itibaren şehirlerden gelen milletvekilleri siyasi meseleleri görüşmek üzere toplantılar yapmaya başladılar.
Mukaddes Roma İmparatorluğunun yıkılmasının en önemli sebeplerinden biri devlet ile kilise arasında çıkan anlaşmazlıklardır. Papalar, imparatorlara, kendileri taç giydirdiğine göre, imparatorların Papalığa karşı hiçbir baskı ve müdahalede bulunmamasını istiyorlardı, imparatorlar ise, seçilerek iktidara geldiklerine göre Papa’nın taç giydirmesine hiç lüzum olmadığı kanaatindeydiler.
Bu yüzden Papa taraftarları ile İmparator taraftarları arasında iç savaş çıktı. İtalyan şehirleri İmparatorluğun kontrolünü istemedikleri için Papa tarafını tuttular. Bu mücadele bilhassa Salian hanedanı imparatorlarından III. ve IV. Heinrich ile Hohenstaufen hanedanından Friedrich Barbarossa ve II. Fridrich zamanında çok şiddetlendi.
II. Friedrich’in ölümünden sonra Almanya büsbütün karıştı. Uzun müddet bîr imparator seçilemedi. Nihayet 1273 yılında Habsburg hanedanından ilk imparator olarak Avusturyalı Rudolph seçildi.
• Ortaçağda Almanya: Ortaçağdaki Alman şehirleri umumiyetle küçük ve pisti. Buna karşılık, çok güzel kilise ve katedraller yapılmıştı. Üniversiteler vardı. Şehirlerde panayırlar kurulur, eğlenceler tertiplenir, dini günler kutlanırdı.
Derebeyler şehir halkına fazla bir baskı göstermezlerdi, fakir bir insan, eline fırsat geçer ve çalışırsa, zengin olabilirdi. Yalnız, köylerde durum böyle değildi. Köylü arazi sahibinin esiri gibiydi. Katı yürekli şövalyeler her biri kale gibi olan şatolarda yaşarlardı. Buralarda şehirlerdeki konfor bulunmazdı.
Din savaşları: Almanya’ya 1500 yılının başlarında Habsburg hanedanı hakim bulunuyordu. İmparator daima bu hanedan mensupları arasından seçilirdi.
İmparator V. Karl (Şarlken) Avusturya, İspanya, Hollanda ve İtalya’nın bir kısmına hakimdi. Memleketin her yanında kargaşalıklar ve savaşlar oluyordu. İmparator bir yandan İspanya’da uğraşırken, bir yandan da Macaristan’a kadar gelen Türklerle savaşmak zorunda kalmıştı. V. Karl’ın hakimiyeti zayıfladığı sıralarda Luther meydana çıktı. Roma Katolik Kilisesinin eğitim şekline ve ibadet tarzına hücum ederek, Protestanlığı yaymaya başladı. Bu hareket o kadar başarı kazandı ki, İmparator da, Papa da bunun önüne geçemediler.
Neticede, 1555’te imzalanan Augusburg Antlaşması ile Katolik prenslerle Luther taraftarları prenslere eşit haklar tanındı, herkesin kendi inanışına göre ibadet etmesine müsaade edildi.
İki taraf arasındaki barış altmış üç yıl sürdü. Ancak, İmparatorların Katolik olması, yapacağı her müspet hareketin Protestan Almanlar tarafından kösteklenmesine sebep oluyordu.
Habsburg hükümdarlarından I. Ferdinand Bohemya ve Macaristan’ı hükmü altına almıştı. Koyu bir Katolik olan II. Ferdinand ise Protestanların şiddetli muhalefetiyle karşılaştı, bunun üzerine Bohemya’da kargaşalıklar çıktı.
•Otuz Yıl Savaşları: 1618’de başlıyan bu kargaşalıklar dinî bir savaş olarak bütün Almanya’ya yayıldı ve otuz yıl sürdü. Savaşlar 1648 de yapılan Vestfalya Antlaşması ile sona erdiği zaman imparatorların nüfuz ve itibarı hemen hemen sıfıra inmiş bulunuyordu.
•Prusya’nın doğuşu: Prusya’nın doğuşu Otuz Yıl Savaşlarına rastlar ve doğrudan doğruya Hohenzollern hanedanının doğuşu ile ilgilidir. İlk Hohenzollern’ler Güney-Batı Almanya’da yaşayan kontlardı. Bunlar civardaki tüccarlardan baç alırlardı. Zaten hanedanın adı’da bu baçlar yüzünden Hohenzollern olmuştur (Hohen «yüksek», Zollern «baç» demektir.)
Hohenzollern’ler sonraları Berlin’in doğusuna hakim olmaya başladılar ve Doğu Prusya’yı ele geçirdiler. 1640 da Friedrich Wilhelm’in Brandenburg tahtına seçilmesiyle Brandenburg-Prusya devleti doğmuş oldu. Bundan sonra tahta çıkan 1. Friedrich 1701 yılında ilk defa Prusya Kralı unvanını aldı.
Prusya’nın yükselmesi asıl «Büyük Friedrich» diye bilinen II. Friedrich zamanına rastlar. Bu kral kudretli bir ordu kurdu ve ilk iş olarak Silezya’yı Avusturya’dan aldı. 1756-1763 yılları arasında yaptığı Yedi Yıl Savaşlarında ise Avusturya’yı kesin bir mağlubiyete uğrattı. II. Friedrich’in saltanatı sonunda Prusya, Almanya’nın idaresini Avusturya’dan alacak kadar kuvvetlenmiş bulunuyordu.
•Almanya ve Napolyon: Avusturya ve Prusya da dahil olmak üzere birçok Alman devletleri Fransız İhtilâlinden sonra 1792 de savaşlara sahne oldu. Napoleon Almanya’nın içlerine kadar girdi, 1806 da Mukaddes Roma İmparatorluğunu yıktı. Avusturya ve Prusya’nın bir kısmını işgal etti. Batı Almanya devletlerini de kendi himayesi altına aldı. Bu durum Almanya’yı yeniden birleşmeye ve Fransızlara karşı ayaklanmaya sürükledi. Yapılan savaşlar sonunda Napoleon Leipzig ve Waterloo’da yenildi. Bu başarıda en büyük rolü Prusya oynadı.
•Alman Konfederasyonu: Napolyon’un yenilmesinden sonra 1814-1815’te toplanan Viyana Konferansında Almanya’daki üç yüzden fazla bağımsız devletin sayısı 38’e indirildi. İmparatorluk yerine bir Alman Konfederasyonu kuruldu. Her Alman devletinin özel bir bayrağı ve silahlı kuvvetleri, kendine has vergileri ve anayasaları vardı. Devletler bir imparatora değil, kendi Diet (Meclis) lerine bağlıydılar.
Fransada doğmuş olan demokratik akım Avrupa’da savaşlara sebep olduğu sırada, Alman halkı da 1848 ve 1849 yıllarında bir birleşme ve bağımsızlık hareketine girişti. Yalnız, bir Alman birliği ancak Prusya’nın önderliğiyle başarılabilirdi. Halbuki Prusya kralı İmparator olmayı istemiyordu. Bu yüzden hareket bir sonuç vermedi.
•Bismarck devri: 1861 yılında Prusya Kralı I. Wilhelm’in Kont Otto von Bismarck-Schönhausen’i başbakanlığa getirmesi, nihayet Almanya’nın birleşme yolunda bir adım atmasını sağladı. Bismarck bu işin silah kuvvetiyle halledilebileceğine inanıyordu, kan olunca Meclisi feshetti, anayasayı değiştirdi, orduyu kuvvetlendirdi. 1866 da Avusturya ile Yedi Hafta Savaşlarını yaptı, Hannover ve başka bazı Alman devletlerini kendisine boyun eğdirdi. Daha önce Danimarka’nın da bazı eyaletlerini almıştı. 1867 yılında Avusturya’yı büsbütün Alman işleriyle uğraşamayacak hale getirdi. Sonunda eskisinden daha küçük, fakat daha kuvvetli bir konfederasyon kurdu. III. Napolyon idaresindeki Fransa’nın Prusya’ya karşı açtığı savaşı Prusya kazandı, üstelik Alsace-Lorraine’i de Fransa’dan aldı.
İmparatorluk: Yeni Alman devleti «Deutscher Kaiser» (Alman İmparatoru) diye anılan Prusya Kralının başkanlığında bir federasyondu. Kaiser, hükümet işlerine bakmak üzere bir Kanzier (başbakan) tayin ediyordu. Biri «Bundesrat» (Federal Konsey), diğeri ise «Reichstag» (imparatorluk Dieti) olmak üzere iki meclis kurulmuştu. Kanzler Bismarck Avusturya ve Macaristan’la antlaşmalar yaptı. I. Wilhelm’in ölümünden sonra III. Friedrich, ondan sonra da aynı yıl içinde II. Wilhelm Kaiser oldu. II. Wilhelm, Bismarck’ı başbakanlıktan uzaklaştırdı, büyük bir silahlanma faaliyetine girişti.
• Birinci Dünya Savaşı: Bu savaşın ilk görünür sebebi Avusturya Arşidükü Franz Ferdinand’ın 28 haziran 1914 te Bosna’da öldürülmesidir. Avusturya-Macaristan bu olay üzerine Sırbistan’a savaş açtı, arkasından da Rusya, Avusturya-Alman sınırı boyunca yürüyüşe geçti. Almanya bunun üzerine Rusya’ya ve Rusya’nın müttefiki Fransa’ya Savaş ilan ederek Lüksemburg ve Belçika üzerinden Fransız topraklarına girdi, bunun üzerine de İngiltere Almanya’ya karşı savaş açtı.
Birinci Dünya Savaşında Almanya’nın müttefikleri Avusturya-Macaristan, Osmanlı İmparatorluğu ve Bulgaristan’dı. Savaşın ilk yılları başarılı geçti. Almanya Rusya’yı teslim olmaya zorlayacak duruma geldi. Fakat batı cephesindeki düşmanı zayıflatmak da lazımdı. Bunun için, Alman denizaltılar Amerika’dan gelen gemileri batırmaya başladılar. Bu olay Amerika’nın savaşa girmesine yol açtı (6 Nisan 1917). Bir yıl sonra da savaş Almanya ve müttefiklerinin yenilmesiyle sona erdi.
Alman Cumhuriyeti: 28 haziran 1919 da İmzalanan Versailles (Versay) Antlaşması ile Almanya bütün sömürgelerini kaybettiği gibi komşu ülkelere de toprak vermek zorunda kalıyordu. Ayrıca 33 milyar dolarlık bir savaş tazminatı da ödeyecekti.
Bu ağır mağlûbiyet üzerine bütün Alman hükümdarları haklarından feragat ettiler, Weimar’da yapılan bir anayasa ile 1919 yılında cumhuriyet ilan edildi. Friedrich Ebert ilk Alman cumhurbaşkanı oldu. Reichstrat ve Reichstag adında iki meclis kurdu.
1925 yılında Mareşal Paul von Hindenburg ikinci cumhurbaşkanı oldu. Memlekette büyük bir işsizlik vardı. Para kıymetini kaybetmişti. Yer yer ayaklanmalar oluyordu. Halk gerçek bir birliğe susamış durumdaydı, her türlü vaadi dinleyip inanmaya hazırdı. Bu durumda 1932 yılında ikinci defa başkanlığa seçilen Hindenburg, 1933’te Adolf Hitler’i başbakanlığa getirdi.
#Nazi devri: Hitler «Nationalsozialistische Deutsche Arbeiterpartei» (Nasyonal Sosyalist İşçi Partisi) nin lideri bulunuyordu. (Bu ad sonradan kısaltılarak Nazi Partisi, mensupları da Nazi olarak anılmıştır.)
Hitler derhal basın ve radyoyu kontrolü altına alarak tarihte eşine ender raslanan bir mutlakiyet idaresi kurdu. Parlak nutuklarla, Almanları müreffeh bir hayata kavuşturacağına söz veriyordu. 1934’te Hindenburg’un ölümü üzerine Hitler, kendine «önder» anlamına gelen «Führer» unvanını vererek devlet başkanlığını da eline aldı. Reichstrat’ı feshetti. Meclîs olarak yalnız Reichstag vardı, o da doğrudan doğruya Nasyonal-Sosyalist Partisinin elinde bulunuyordu. Zaten artık başka parti kalmamıştı. Alman vatandaşlarının birçoğu diktatörlüğe dayanamayıp ülkeden kaçıyorlardı. Hitler iktidarı elinde tutabilmek için 1934’te kanlı bir temizlik hareketine girişti. İçinde eski taraftarlarının da bulunduğu binden fazla insan bir günde öldürüldü. 1935’te bütün Yahudileri Alman vatandaşlığından çıkardı.
Hitler 1933’te Almanya’yı Milletler Cemiyeti’nden çıkarmıştı, 1935 te askeri eğitime verdiği önemi artırdı, 1936 da ise İtalya ile Roma-Berlin Mihverini kurdu. Rhineland bölgesini işgal etti.
Askerî gücünü gittikçe artıran Hitler 1933 de Avusturya’yı antlaşma yolu ile Çekoslovakya sınırları içinde bulunan Sudetenland’ı Alman topraklarına kattı. Bununla da kalmadı, 1939 yılında bütün Çekoslovakya’yı, Litvanya’dan Memel bölgesini aldı. Bunlarla da yetinmiyerek, Doğu Prusya ile Almanya arasındaki Polonya koridorunu ve bu bölgedeki Danzig şehrini istedi. Polonya bunu reddedince Hitler Alman ordularına Polonya’yı işgal emrini verdi.
İkinci Dünya Savaşı: 1 Eylül 1939’da Alman birlikleri Polonya’yı işgale başladılar. 3 eylülde Fransa ile İngiltere Almanya’ya savaş ilan ettiler. 1940 yılının ilk aylarında Alman birlikleri Danimarka, Norveç, Hollanda, Belçika ve Lüksemburg’u işgal ettiler. 1940 haziranında Fransa teslim oldu. Bunun üzerine İtalya’da Almanya’nın yanında savaşa girdi.
1941 de Balkan Yarımadasını da işgal eden Hitler, aralarındaki antlaşmayı hiçe sayarak, Rusya’ya karşı hücuma geçti. 7 aralık 1941 de Amerika da Batı devletlerinin yanında bütün askerî gücü ile savaşa katıldı.
Almanyanın savaş alanlarındaki başarısı 1943 yılına kadar devam etti. O yıl, Alman ordularının Stalingrad’da uğradığı başarısızlıktan sonra bir yandan Almanya, öte yandan müttefiki Japonya ile İtalya da çökmeye başladılar. Bu arada Batılı Müttefikler gittikçe kuvvetlenmiş ve yapılan bombardımanlarla Almanya’ya ağır kayıplar verdirmeye başlamışlardı. Nihayet 1945 yılının ilkbaharında Almanya toprakları işgal edildi ve Nazi Almanya’sı 7 mayıs 1945 te kayıtsız şartsız teslim oldu.
Hitler’le Propaganda Bakanı Goebbels savaşın son günlerinde intihar etmişlerdi. Yakalanan Nazi ileri gelenlerinin on dokuzu Nürnberg’de toplanan milletlerarası bir mahkemede savaş suçlarından ötürü muhakeme edildiler. İçlerinden dokuzu asıldı. Hava Mareşali Göring intihar ederek idamdan kurtuldu.
İşgal kuvvetleri Almanya’yı Amerika, İngiltere, Fransa ve Rus bölgeleri olmak üzere dörde bölmüşlerdi. Hitler’in işgal ettiği memleketler de bağımsızlıklarını yeniden kazandılar. İşgal kuvvetlerinin ilk işi Almanya’yı silahsızlandırmak, halkın içine yerleşmiş olan Nazi ruhunu ortadan kaldırmak oldu. Bunun için eski Naziler sivil mahkemelerde muhakeme edildiler.
II. Dünya Savaşı Sonrası: Savaştan sonra Almanya Amerika, İngiltere, Rusya ve Fransa’nın kontrolünde hükümetsiz bir ülke idi. 1947 ye kadar Almanlara bazı küçük bölgelerin idaresini verdiler. Sonraları dört işgal devleti arasında anlaşmazlık çıktı. Ruslar Almanya’yı bir ekonomik bütün olarak kabul ediyor, Batılılar ise bütün Almanya’da dört partili bir devlet kurmak istiyorlardı. Neticede Batı ve Doğu Almanya’da ayrı ayrı birer hükümet kuruldu.
BATI ALMANYA — II. Dünya Savaşından sonra Almanya’nın ikiye ayrılması üzerine, Batı’da kurulan devlettir. Resmi adı Deutsche Bundersrepublik (Alman Birleşik (Federal) Cumhuriyeti) dir.
Batı Almanya doğuda Doğu Almanya ve Çekoslovakya; güney-doğuda Avusturya; güneyde Avusturya ve İsviçre; batıda Fransa, Lüksemburg, Belçika; kuzey-batıda Hollanda; kuzeyde Kuzey Denizi ve Danimarka ile sınırlanmıştır.
Batı Almanya’nın Kuruluşu :
Dört devlet Dışişleri Bakanının Almanya konusu üzerinde yaptıkları çalışmalar başarıya ulaşamayınca, Batılılar kendi bölgelerinde bir hükümet kurmak için teşebbüse geçtiler. Batı Almanyadaki 11 «Lander» (eyalet) in idarecilerine bir kurucu meclis toplayarak demokratik ve federal tipte bir anayasa hazırlamaları için yetki verildi. Hazırlanan anayasa 8 mayıs 1949 da Bonn’da toplanan parlamento konseyinde tasdik edildi.
Federal ve cumhuriyetçi olması bakımından hazırlanan anayasa ilk bakışta Weimar Anayasasını hatırlatıyordu; yalnız, eyaletlere daha çok idari yetki tanınmıştı. Basın, sinema ve sağlık işleri ile eyaletler ilgilenecekti, mali işlerde de merkezi hükümetin üzerindeki yük kalkacaktı. Vergi alma yetkisi bile merkezi hükümetle eyaletler arasında bölüşülmüştü. Memleket bütün milletin temsilcilerinden oluşan «Bundestag» ile, eyalet hükümetleri üyelerinden meydana gelen «Bundestrat» tarafından idare edilecekti. Cumhurbaşkanının yetkisi Weimar Anayasasındakinden daha azaltılmıştı.
Anayasa Amerika, Fransa ve İngiltere askeri valileri tarafından bazı önemli şartlarla kabul edildi. İşgal kuvvetleri sadece silahsızlanma ve askerlikten tecrit yetkisini ellerinde tutuyorlardı.
Federal hükümet 20 eylül 1949 da işe başladı ve aynı tarihte askeri hükümet hukuki varlığını kaybetti. Almanya’nın sadece Yüksek Müttefik Komisyonu adlı sivil bir komisyonla kontrolüne devam edildi.
İlk hükümet Hıristiyan Demokrat Birliği, Hür Demokrat Parti ve Alman Partisi mensupları arasında Başbakan Konrad Adenauer’in başkanlığında kurulan bir koalisyon kabinesiydi.
Almanya üzerindeki Müttefik kontrolü o tarihten itibaren gittikçe azalmaya başladı, nihayet 26 mayıs 1952 de Bonn’da imzalanan bir antlaşma ile Batılılarla Almanya arasında yeni ilişkiler kuruldu. Böylece Federal Almanya Cumhuriyeti iç ve dış işlerinde tam bir bağımsızlık kazanmış oluyor, müttefiklerin elinde sadece bazı askeri ve siyasi haklar kalıyordu.
DOĞU ALMANYA — II. Dünya Savaşından sonra Almanya’nın ikiye ayrılması üzerine, Doğu’da kurulan devlettir. Resmi adı Deutsche Demokratische Republik (Alman Demokratik Cumhuriyeti) dir.
Doğu Almanya, doğuda Polonya; güneyde Çekoslovakya ve Batı Almanya; batıda Batı Almanya; kuzeyde Baltık Denizi ile sınırlanmıştır.
Berlin, Doğu Almanya sınırları içinde bulunmakla beraber, ikiye, ayrılmıştır. Batı Berlin (488 km. kare) Alman Federal Cumhuriyeti’ne ait idi. Doğu Berlin (402 km. kare) Alman Demokratik Cumhuriyeti’nin kabul edilmişti.
Doğu Almanya’nın kuruluşu :
9 ekim 1949 da Sovyet Bölgesinde, Alman Demokratik Cumhuriyeti adında bir hükümet kuruldu. Uzun müddet bu bölgedeki bütün iktidar, Sovyetlerin elinde kalmıştı. 1949 mayısında tek liste ile seçilen Halk Konseyi adında gölge bir parlamento toplandı. Bunun gayesi Sovyet Bölgesine mahsus bir anayasa yapmaktı. Bu iki heyet kısa zamanda bir hükümet ve meclis haline geldi. Sovyet Bölgesi de kendi temsilcilerini seçti. Bu iki organ 11 ekim 1949 da yaptıkları toplantıda komünist lider Wilhelm Pieck’i cumhurbaşkanlığına getirdiler.
Alman Demokratik Cumhuriyeti Anayasasının Weimar Anayasasına yapma bir benzerliği vardı. Ancak, eyalet muhtariyeti hemen hemen hiç tanınmadı ve bütün iktidar merkezde toplandı.
Doğu Almanya’da Landerkammer (Eyalet Meclisi) ve Volkskammer (Halk Meclisi) adında iki meclis vardır. 1950 de bu meclislere muhtelif parti adayları seçilmişse de, seçimler komünistlerin idaresi altında cereyan etmiş, tek liste kullanılmıştır. Böylece, komünistler istedikleri kudreti kazanmışlardır.
1952 de memleketin sosyal bünyesini kuvvetlendirmek için faaliyete geçilmiş, 23 temmuzda eyalet hükümet ve meclisleri lâğvedilerek 14 bölge konseyi ve meclisi kurulmuştur.
İki Almanyanın Birleşmesi : 1961 yılında yapılan Berlin Duvarı (Utanç Duvarı) nın hükmünün kalmaması, Sovyetler Birliğinin dağılma sürecine girmesi gibi sebepler ile iki Almanya 3 Ekim 1990 tarihinde birleştiler. Bu devletl erin oluşmasına sebep olan dört devlet bütün haklarından vazgeçmişler ve Almanya tam bağımsız bir ülke haline gelmiştir. Öyle ki şu anda Avrupa’nın en güçlü ve söz sahibi ülkesi konumuna tekrar geri dönmüştür. Bundaki en büyük sebep

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder