468x60 px

HASRETİN ESİRİ ŞEHZADE. CEM SULTAN

HASRETİN ESİRİ ŞEHZÂDE - CEM SULTAN...


İstanbul feth edileli 6 yıl olmuştur ki Çiçek Hâtun çiçek gibi bir oğlan doğurur. Bu sevimli çocuk çabucak okur ve henüz 4 yaşında iken ezbere oturur. Öyle ya, Fâtih Sultan Mehmed gibi bir padişahın oğlu başka nasıl olur? 


Cem, 5 yaşına gelince, Kastamonu’ya yollanır ciddi bir tedrise alınır. O devir Kastamonu’su kelimenin tam manası ile ilim merkezidir. Her sokakta bir cami her, mahallede bir medrese vardır, ilme talip olanlar çok şey kazanır. 


Fâtih, büyük oğlu Mustafa’nın vefâtı üzerine Cem Sultan’ı Karaman eyâletine gönderir. Şehzademiz Konya yıllarında hem tahsilini tamamlar, hem de savaş sanatı üzerinde yetişir. Cem, çevik ve güçlü bir gençtir, attığını vurur, vurduğunu devirir. Çılgın gibi at sürer, değme pehlivanların bileğini büker. Belki de bu yüzden Karaman ahalisi onu çok sever. Kaldı ki o kuru bir cengaver değil, eşi zor bulunan bir yöneticidir. Harâbeye dönen Larende’yi şenlendirir, şehri hanlarla, saraylarla, bedestenlerle süsler, çarşıya, pazara renk getirir. 


Kahire, Hicaz, Konya

 Fatih sırlarını sakalının telinden saklayan bir sultandır. Nitekim ani bir kararla meçhul bir sefere (Mısır’a olduğu söylenir) çıkar, (1481) ancak ömrü yetmez. Asitane padişahsız kalacak değildir ya, yerine alel acele 2’nci Bâyezîd’ı getirirler. Ancak Cem Sultan, Uzun Hasan Seferi sırasında babasına vekâlet ettiğini belirterek, tahtın hakkı olduğunu iddiâ eder. Osmanlıda bunun net bir adı vardır: “Muhalefet!” 

Hoş, ahali Cem Sultan’ı padişah görmek ister, hatta bir ara Bursalılar topyekûn onun emrine girerler. Cem, gerginliği tırmandırmaz, kan dökülmesin diye memleketten uzaklaşır taaa Kâhire’lere gider. Sultan Kayıtbay onu merâsimle karşılar, ayaklarına halılar serer. Ancak o, Osmanlı’nın başını ağrıtacak temaslardan kaçınır, dünyevi arzulardan arınıp hac farizasını eda eder. Lâkin Karaman Beyliğini yeniden kurmak için yanıp tutuşan Kasım Bey adeta musallat olur ve şansını bir defa daha denemesini ister. Cem, saltanat meraklısı değildir ancak milleti cem edeceğine (birleştireceğine) ve Osmanlıya hız katacağına inanmaktadır. Hasılı Türk tarihinde sıkça şahid olduğumuz tatsız çatışmalar yaşanır ve çekilmek zorunda kalır. 


Zindanlaşan Rodos!

 Sultan İkinci Bâyezîd, Konya Ereğlisi’ne kadar gelir ve müzâkere ister. Cem Sultan’a Anadolu’nun birliği için Kudüs’te oturmasını teklif eder. Cem Sultan ise imparatorluk toprakları içinde bir bölgenin kendisine tahsisinde ısrar eder. Rumeli’de ayak basacağı bir bölge ararken Rodos’a uğrar ve “esaret” başlar.


Şövalye Pierre d’Aubusson, Cem Sultan’ın eline istediği zaman Rodos’tan ayrılabileceğine dair bir senet vermesine rağmen sözünü unutur. Bâyezîd Han’dan, Cem Sultan’ın bakım masrafı olarak 45.000 duka altını koparır. Hıristiyan dünyası böylesine kıymetli bir rehineyi Anadolu’ya yakın bırakmaz, önce Nis’de, sonra Şambri ve Puy kalelerinde göz hapsine alırlar. 


Avrupalılar Cem Sultan’dan âzami derecede istifâdeye bakar. Fransa, Macaristan, Venedik, hattâ Memlük Sultanları bile Rodos şövalyelerinin peşinde koşar. Cem Sultan’ın Alman İmparatorunun eline düşmesi ihtimâli üzerine endişeye kapılan Fransa, onun Papa’nın himâyesine bırakır. Cem Sultan Vatikan’da tutulmaktan çok rahatsız olur, ağabeyine yolladığı mektuplarda “beni küffâr elinde bırakma” diye yalvarıp içli şiirler yazar: “Sen bister-i gülde yatasın şevk ile handan, / Ben kül döşenem külhan-ı mihnette sebeb ne?” (Sen gül döşenmiş yatakta neşeyle gülerek yatarken, ben zahmet ve eziyet içinde küle batayım, neden?) 

 Sultan 2’nci Bayezid şiire şiirle karşılık verir: “Çün rüz-i ezel kısmet olunmuş bize devlet, / Takdire rıza vermeyesin böyle sebeb ne? / Haccacü’l-Haremeynüm deyüben da’va kılarsun, / Ya saltanat-i dünyeviye bunca taleb ne?..” 


Papalığın oyunları

Vatikan’da tutulduğu günlerde Papa 8’inci İnnocent, Cem Sultan’ı çağırır. Şehzademiz, teşrifât memurunun bütün ısrarına rağmen kavuğunu çıkarmaz, diz çökmeye râzı olmaz. Papa onun salatanat hakkını bahane ederek Osmanlılar üzerine bir Haçlı seferi açmaya kalkar. Cem Sultan buna şiddetle karşı çıkar, değil Osmanlı pâdişahlığı, dünyâ emrine verilse, müslümanlara kılıç çekmeyeceğini açıklar. Papa dediklerini yaptıramayınca kendi lisaniyle sayıp sövmeye başlar. Cem Sultan fasih bir latince ile “ayıp olmuyor mu” diye sorunca koca adam yerin dibine batar. 


Cem Sultan mahkumiyet günlerinde sabahlara kadar el açar; “Yâ Rabbî! Eğer bu kâfirler beni bahâne edip İslâm üzerine yürümeye kalkarlarsa, canımı al!” diye yalvarır. Papa, Cem Sultan’ı kullanamayacağını anlayınca berberin eline zehirli bir ustura sıkıştırır. Bu soğuk alet cildine değer değmez Cem Sultan’ın gözleri kararır. Bir şubat sabahı şehâdet getire getire rûhunu teslim eder ki, henüz 35 yaşındadır.

 Haber İstanbul’a ulaşınca, görülmedik burukluk yaşanır. Mahalleler ölü evine döner, dükkanlar kapanır, kahveler boşalır. Lokmalar dökülür, aşlar kaynatılır, helvalar basılır. Sultan 2. Bayezid fukaraya ve gurabaya emsalsiz para dağıtır. Ülkenin dört bir yanında hatimler indirilir, gıyabi cenâze namazları kılınır. Cem Sultan’ın naaşı ancak 5 yıl sonra memlekete getirilir, ağabeyi Mustafa’nın yanıbaşında toprağa bırakılır.


İz Bırakanlar - Ahmet Sırrı Arvas

ANAYASA OLARAK KABUL EDİLEN VASİYET NAME

ANAYASA OLARAK KABUL EDİLEN VASİYETNAME!..

Osman Gazi'nin, oğlu Orhan Bey'e bıraktığı vasiyetnameye bütün Osmanlı sultanları, candan sarılmış; üç kıtaya yayılan devletin altı asır hiç değişmeyen anayasası olmuştur.

Bugün, Osmanlı Devleti'nin 718'inci kuruluş yıl dönümüdür... Dört yüz çadırlık bir beylikten devlet kuran Osman Gazi hazretleri 1257 yılında Söğüt’te doğup, 1326'da vefat etti. Türbesi Bursa’dadır...
1281 yılında babası Ertuğrul Bey vefat edince yerine geçti ve Osmanlı devletini kurdu. (27 Ocak 1299) 

Osman Gazi hazretleri, cesur, zeki ve tam bir mümin idi. Çok cömert idi. Şeyh Edebali hazretlerinin kızı ile evlenip, bundan Alaüddin Paşa oldu. Ömer Bey'in kızı Bala Hatun'dan da Sultan Orhan oldu. Konya Selçuki Sultanı Alaüddin Şah'ın 1288 senesinde Sultan Osman’a gönderdiği takdir ve iltifat ve nasihatlerle dolu uzun mektubu ve Sultan Osman’ın edep ve nezaket dolu cevabı "Mirat-i kâinat" kitabında yazılıdır.
Ömrü, Rum kâfirleri ile savaşmakla ve İslamiyet'i yaymakla geçen Osman Gazi, Müslümanları rahata, huzura kavuşturmak için çalıştı. Büyük Allah adamlarından Şeyh Edebali hazretleri, damadı Osman Gazi'ye buyurdu ki:
"Ey oğul, artık Beysin! Bundan sonra öfke bize, uysallık sana. Güceniklik bize gönül almak sana. Suçlamak bize, katlanmak sana. Acizlik bize hoşgörmek sana, anlaşmazlıklar bize, adalet sana, haksızlık bize, bağışlamak sana. Ey oğul, sabretmesini bil, vaktinden önce çiçek açmaz. Şunu da unutma! İnsanı yaşat ki devlet yaşasın. Ey oğul, işin ağır, işin çetin, gücün kıla bağlı. Allah yardımcın olsun."
Osman Gazi, kayınpederinin nasihatine harfiyen uymuş ve bu da onun daima başarılı olmasını sağlamıştır... O da vefât edeceği zaman, oğlu Orhan Bey'e vasiyette bulunmuştur. Bu vasiyeti onun İslâmiyete olan sevgi ve saygısını ve Türk milletinin rahat ve huzurunu düşündüğünü ve insan haklarına olan gönülden bağlılığını açıkça göstermekdedir. İşte o vasiyet:
“Ey oğul! Allahü teâlânın emirlerine muhâlif bir iş işlemeyesin! Bilmediğini İslâm ulemâsından sorup anlayasın! İyice bilmeyince bir işe başlamayasın! Sana itaat edenleri hoş tutasın! Askerine in’âmı, ihsânı eksik etmeyesin ki, insan ihsânın kulcağızıdır. Zâlim olma! Âlemi adâletle şenlendir. Ve Allah için cihâdı terk etmeyerek beni şâd et! Ulemâya riâyet eyle ki, ahkâm-ı islâmiyye işleri nizâm bulsun! Nerede bir ilim ehli duyarsan, ona rağbet, ikbâl ve hilm göster! Askerine ve malına gurur getirip, İslâmiyet ehlinden uzaklaşma! Bizim mesleğimiz Allah yoludur ve maksadımız Allahın dînini yaymaktır. Yoksa, kuru gavga ve cihângirlik dâvâsı değildir. Sana da bunlar yaraşır. Dâimâ herkese ihsânda bulun! Memleket işlerini noksânsız gör! Hepinizi Allahü teâlâya emânet ediyorum...”

Osmanlı sultanları, bu vasiyetnâmeye candan sarılmış; üç kıtaya yayılan devletin altı asır hiç değişmeyen anayasası olmuştur. Ruhları şâd olsun...

Ahmet Demirbaş – Türkiye Gazetesi - 27.01.2017

OSMANLI VE SONRASI OKUMA



1895 yılı İttihat ve Terakkinin Araştırmasına göre Osmanlıda Okuma Yazma Oranı %40 yine aynı yıl yapılan başka bir araştırmaya göre bu oran %60
1908-1914 yılları arasında Osmanlı Devleti Sınırları içerisinde yayınlanan dergi ve gazete sayısı(çeşidi) 801 toplam tiraj ise 100 bin civarı
1920-1924 arası gazete dergi çeşidi 252 toplam tiraj 40 binlere düşmüştür.
1928 yılında gazete dergi sayısı 50 toplam tiraj 20 bine düşmüştür.

Pardon Harf inkılabı ne için yapılmıştı ?

SIRBİSTAN IN TÂBİYYET ALTINA ALINMASI...



Sultan Yıldırım Bâyezid Han, Rumeli Türk beylerini itâat altına aldıktan sonra Sırbistan meselesiyle meşgul olmuş ve bu hususta büyük bir siyâsi mahâret göstermiştir. Sırbistan’ı almak yerine Kosova Muhârebesi’nde öldürülen Kral Lazar’ın oğlu Stefan Lazaroviç ile müzâkereye girişmiş ve bu müzâkere neticesinde bir muâhede imzalanmıştır*.

Yapılan anlaşmaya göre Stefan, her sene haraç vermek, her emredildikçe askeriyle berâber Osmanlı’nın yanında hizmet etmek ve kız kardeşi Olivera’yı nikâhla Yıldırım Bâyezid Han’a vermek şartıyla Kuzey Sırbistan Krallığı’na tayin edilmiştir.

*: Reşat Ekrem, Osmanlı Muâhedeleri, İstanbul 1934, s.9
 

Türkiye'yi ağlatan ezan



Tam 67 yıl önce, yani 16 Haziran 1950 de, 1933 yılından beri
Türkçe olarak okutulan ezanın Arapça orijinal haliyle okunabilmesine
imkan sağlayan kanun Meclis’te kabul edildi.
Meclis’in aldığı karar radyolardan ilan edilince, Türkiye’nin dört bir yanında
halk sevinçten sokaklara döküldü. Tüm gözler minarelere çevrildi ve ilk
ezan sesi beklenmeye başlandı. Halk sevinçten çılgına döndü. Gözyaşları
tüm Türkiye’de sel olup aktı.
O gün ne olduğunu ayrıntılı anlatacağım. Ama önce, o günlere nasıl
gelindiğine bir bakalım.
Diyanet İşleri Başkanlığı, 18 Temmuz 1932 tarih ve 636 sayılı genelge ile,
ezan ve kametin birkaç ay içinde Türkçe okunacağını bildirdi.
İşte o Türkçe ezan ...
Aralarında Hafız Burhan, Sadettin Kaynak, Hafız Nuri gibi isimlerin
bulunduğu komisyonun çevirisini yaptığı "Türkçe ezan" metni şöyleydi:
‘‘Tanrı uludur, Tanrı uludur
Şüphesiz bilirim, bildiririm
Tanrı’dan başka yoktur tapacak.
Şüphesiz bilirim, bildiririm
Tanrı’nın elçisidir Muhammed.
Haydin namaza, haydin namaza
Haydin felâha, haydin felâha
Tanrı uludur, Tanrı uludur
TAnrı’dan başka yoktur tapacak.’’(Haşa)
Ezanın Türkçe’ye çevrilmeyen tek kelimesi "felâh" oldu. Sebebi,
halkın ‘‘felah’’ kelimesinin ‘‘kurtuluş’’ anlamına geldiğini bilmemesini
sağlamak ve ‘‘haydin kurtuluşa’’ mânâsına gelecek bir çağrıda
bulunmamaktı.
Yasanın 17 Haziran 1950 tarihli resmi gazetede yayınlandığı gün, aynı
zamanda Ramazan ayının da ilk günüydü. Bu durum halktaki duygu
yoğunluğunu daha da artırdı.
O gün Türkiye’nin dört bir yanında yaşananlar, başlı başına ansiklopedik
bir kitap olur. O gün Türkiye’nin dört bir yanında, cami sayısınca bir sevinç
yumağı, insan sayısınca mutluluktan ağlayan bir yürek vardı.
Antalya Aksekili işadamı Ali Katırcıoğlu; ‘‘Bir cuma günü idi, ikindi
kılıyordum, ilan ettiler ‘bugün ezan okunacak' diye. Herkes sokaklara
döküldü. O cuma günü Allahü Ekber, Allahü Ekber diye duyduğum o ilk
ezanı asla unutamıyorum. Demokratikleşme dediniz de, benim için en
büyük demokratikleşme işte o ezandır" der.
O gün İstanbul’da neler olduğunu, aynı günlerde Eyüp’te asker olan
babamdan dinlemiştim. Ezanın orijinal haliyle okunacağını haber alan
İstanbulluların Eyüp Camii avlusunu doldurduğunu ve herkesin ezanı
dinlemek için gözlerini minareye diktiğini söylemişti. Minareden, ‘‘Allahü
Ekber, Allahü Ekber’’ sesleri yükselmeye başladığı andan itibaren,
insanların sevinçten kendilerini yerlere attığını, ezanların bitişini müteakip
de, kurbanların kesildiğini söylemişti.
O gün Erzurum’un bir başka yerinde yaşananları Mehmet Kırkıncı şöyle
anlatılır: "Erzurum halkı ikindi vaktinden itibaren ezanın aslıyla okunacağını
haber aldı. Bütün halk sokaklara döküldü. Bir bayram havası yaşanıyordu.
Herkes kurban keseceği ne varsa alıp, Tebriz Kapı mevkiinden Lâlâ Paşa
Camii'ne kadar dizildi. Minarelerden Ezan-ı Muhammedi okunmaya başladığı
an, herkes sonsuz bir sevince gark oldu. Müftü Solakzade Sadık
Efendi, ‘'Ya Rabbi! Ölmeden önce bize bu günleri gösterdin’’ diye hıçkırıklar halinde ağlamaya başladı...

vatikanın hizmetkarları

biz batıyla çok önceden tanıştık.
...
kavimler göçü sonucunda türkler sakson germen ve diyer avrupa kavimlerini görmüştür.
türkleri o zamandan beri barbar diye nitelemiştirler.
hun inparatorluğu girdiği her yeri yıkıyordu çünki.
hırısdiyanlık dininden sora papaya bağlandı bütün avrupa.
avrupa bizim açık düşmanımızdı ve sonunda islam devleti ispanyaya girdi.
oraları islamlaştırdı.
artık dünya iki kutuplu bir hal almıştı...
şark da müslümanlar garkda hırıstiyanlar.
doğu kudretlendi, avrupa papanın sözünden çıkmıyor, papa elmaya armut derse kabul ediliyordu.
haçlı ittifakları yapılıyor ve sonunda devletler şarkın gücüne boyun eyiyorlardı.
osmanlıyla avrupa genelde hep savaşlarda karşılaşırdı.
ve sonkez avustralya istanbul anlaşması ile boyun eyiyordu.
işte buraya kadar çok güzel, peki ya,
17. 18. 19. 20. 21.yüz  yıllara gelirsek.
osmanlı kadroları rahata düşer biraz avrupa gelişir,
artık rüşvet kol geziyodur.
zaman geçer vatikan güçlenir.
osmanlı ise buraya tam eytim alsınlar diye gönderir öğrenci.
işte tarih bunlara jöntürkler diyecek.
teyfik fikrette bunlardan birisi.
osmanlıyı düzeltmek isteyecekler, ve batılı bir sistem düşüneceklerdir.
jön türkler abdulhamite yaptığı darbeyle ele alır devleti.
ve batırır.
öyle bir hal alırki bu kişiler, TBMM ye şu teklifi sunarlar.
türküye cumhuriyetinin diğni hırıstiyan olsun.
işte sözün bittiği yerdeyiz...
reddedilir.
meata türk şunu söylemiştir, devletin dini olmaz halkın dini olur, ve her din eşittir.
memleketimizin daima güzel günleri görmesi dileğiyle

PEYGAMBER EFENDİMİZİN IRKI

PEYGAMBER EFENDİMİZİN IRKI

Sual: Peygamberimizin ırkı ne idi?
CEVAP
Sevgili Peygamberimiz Muhammed aleyhisselam, Araptır. Arap, güzel demektir. Mesela, lisan-ı Arap, güzel dil demektir. Coğrafyada Arap demek, Arabistan yarımadasında doğup büyüyen ve onların kanından olan kimse demektir. Peygamber efendimizin akrabasını, Arapları sevmek ve saymak ibadettir. Onları her Müslüman sever. Anadolu’ya misafir gelen esmer fellahlar ve zenciler; saygı gösterilsin diye kendilerini, Arap diye tanıttırmış, Anadolu’nun temiz, saf Müslümanları da Araba olan hürmetlerinden dolayı, bunları sevmişlerdir. Çünkü, dinimizde siyah beyaz ayrımı yoktur. 

Siyah bir Müslüman beyaz bir kâfirden çok üstün, çok daha kıymetlidir. Siyah olmak, imanın şerefini azaltmaz. Resulullah efendimizin çok sevdiği Hazret-i Üsame ve Bilâl-i Habeşi hazretleri siyah idi. Ebu Leheb ve Ebu Cehil kâfirleri beyaz idi. Allahü teâlâ insanın rengine değil, iman ve takvasına kıymet vermektedir. 

Siyahların, esmerlerin kendilerini Arap olarak tanıtmaları, İslam düşmanlarının işlerine yaradı. Bu düşmanlar, siyah insanları, aşağı ve iğrenç olarak tanıttılar, köle olarak kullandılar. Arabı siyah olarak tanıtmaya, böylece Müslümanları Peygamber efendimizden soğutmaya uğraştılar. Siyah resimlere, kara köpeklere, resmin negatif filmine Arap dediler. Arap saçı, Arap sabunu, kara Fatma böceği gibi uydurma isimlerle Arap milletini kötülediler. Aşağıda Peygamber efendimizi öven hadis-i şerifler ayrıca Arap milletinin de üstünlüğünü göstermektedir.

(Allahü teâlâ, beni insanların en iyilerinden vücuda getirdi.) [Tirmizi]

(Her asırdaki insanların en iyilerinden dünyaya getirildim.) [Buhari]

(Allahü teâlâ, İsmail aleyhisselamın soyundan Kureyşi seçti, Kureyşten de, Haşimoğullarını sevdi. Onlardan da, beni süzüp seçti.) [Müslim]

(Ensarı müminden başkası sevmez, münafıktan başkası da buğzetmez.) [Buhari]

Şimdi gerçek Arap çok azalmıştır. Çoğu Asya’ya cihada gitmiş, bir daha dönmemiştir. Arap bu kadar övüldüğü halde, ırkçılık yapanlarının Cehenneme gideceği de bildirildi. Bir hadis-i şerifte, (Arap, ırkçılık yüzünden sorgusuz sualsiz Cehenneme atılır) buyuruldu. (Ebu Ya’la)

Kâfir olan bir Arap, Müslüman Fransızdan üstün olamaz. Böyle bir ırkçılık dinimize aykırıdır. Dinimizde ırkçılık yoktur. Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: 
(Ey insanlar, sizi, bir erkekle bir kadından yarattık. Birbirinizle tanışmanız için milletlere ve kabilelere ayırdık. Allah indinde en üstününüz, takvada en ileri olanınızdır.) [Hucurat- 13]

Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Rabbiniz bir olduğu gibi, babalarınız, dininiz ve Peygamberiniz de birdir. Arabın Aceme, [Arap olmayana] Acemin Araba üstünlüğü olmadığı gibi, kırmızının karaya, karanın kırmızıya üstünlüğü yoktur. Hiçbir milletin diğerine üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takva iledir.) [İbni Neccar] 

(Allahü teâlâ, cahiliyet övünmelerini sizden kaldırdı. Hepiniz Âdem aleyhisselamın evlatlarısınız. Âdem ise topraktan yaratılmıştır.) [Tirmizi]

(Irkçılık yapan, ırkçılık için savaşan ve ırkçılık uğrunda ölen, bizden değildir.) [Ebu Davud]

Arap milletinin üstünlüğü
Sual: Dinimizde ırkçılık yoktur. Ancak, genelde bir millet diğer milletlerden üstün olamaz mı?
CEVAP
Elbette olur. Genelde bazı milletler cömert, bazıları cimri olur, bazıları yiğit bazıları korkak olur. Bazıları çalışkan, bazıları tembel, bazıları kavgacı, bazıları uysal olur. Ama bir millet toptan hep böyle olmaz. Bir babanın bile iki evladı olsa biri iyi, öteki kötü olabilir. Âdem aleyhisselamın oğlunun biri çok uysal bir mümin idi, öteki ise zalim bir kâfir idi. Resulullah efendimizin amcasının biri mümin, öteki kızıl kâfir idi. Buna rağmen Arap milleti genelde üstün vasıflara haizdir. Bu soylu Arap milletinin Arabistan’da kalmadığı din kitaplarında yazılıdır. Seadet-i Ebediyye kitabında diyor ki:
(Bugün, Arabistan’da, Mekke-i mükerreme ve Medine-i münevverede bulunanlar, asırlar boyunca, Afrika’dan, Asya’dan ve diğer yerlerden gelip yerleşen yabancıların soyundandır. Sultan ikinci Abdülhamid hanın amirallerinden Eyyub Sabri paşa, beş ciltlik Türkçe (Mirat-ül-Haremeyn) kitabında, koca Mekke şehrinde, iki Arap evinin kalmış olduğunu yazmaktadır. Bugün ise hiç yoktur.)

Arap, kelime olarak güzel demektir. Zenciler ve fellahlar Arap değildir. Müslüman olan Araplar hakkında bir çok hadis-i şerif vardır. Bazılarının mealleri şöyledir:

(Allahü teâlâ, insanlar içinden seçtiklerini Arabistan’da yerleştirdi. Bu seçilmişlerden de, beni seçti. O halde, Arabistan’da bana bağlı olan Müslümanları seven, benim için sever. Onlara düşmanlık eden, bana düşmanlık etmiş olur.) [Taberani] 

(Şu üç sebepten dolayı Arabı sevin: Ben Arabım. Kur’an Arapçadır ve Cennet ehlinin lisanı da Arapçadır.) [Taberani, Hâkim, İbni Asakir, Abdürrazzak]

(Fakirleri sevin ve onlarla oturup kalkın. Müslüman Arabı da kalbden sevin.) [Hâkim]

(Arabı ve onların bekasını da sevin. Çünkü onların bekası İslam’da nurdur. Son bulmaları ise İslam’da zulmettir.) [Ebuşşeyh]

(Ebu Bekri ve Ömer’i sevmek sünnet, buğz etmek küfürdür. Ensarı sevmek imandandır, buğz etmek küfürdür. Müslüman Arabı sevmek de imandandır, buğz etmek küfürdür.) [İ.Neccâr]

(Arabı sevmek iman alameti, buğz ise münafıklık alametidir.) [Hâkim, Beyheki, Dare Kutni]

(Kureyş’i sevin. Çünkü Allahü teâlâ, onları sevenleri sever.) [Taberani]

(Arab, yeryüzünde Allahü teâlânın nurudur. Onların yok olması zulmettir. Onlar yok olunca, nur gider, zulmet gelir.) [Hâkim]

(Dört kabilesi hariç, Arabın hepsi İbrahim oğlu İsmail evladıdır.) [İ.Asakir]

(İnsanların iyisi Arap, Arabın iyisi Kureyş, Kureyş’in iyisi Beni Haşim’dir. Acemin iyisi Fars, Sudanlının iyisi Nube, malın hayırlısı mehirdir.) [Deylemi] 

(Ehli beytimin, Ensarın ve Arabın hakkını tanımayan, ya münafık, veya veledi zina, yahut haram karışmıştır.) [Beyheki, İ.Adiy, El Baverdi]

(Arabın helak olması kıyamet alametidir.) [Tirmizi, Taberani]

(Bana buğz eden dinden ayrılır. Müslüman Araba buğz eden bana buğz etmiş olur.) [Tirmizi, Taberani, İ.Ahmed, Beyheki, Ebu Ya'la, Hâkim] 

Arap Yahudi kardeşliği
Sual: Araplarla Yahudilerin aynı ırktan geldikleri doğru mudur?
CEVAP
Evet, doğrudur. İbrahim aleyhisselam, hanımı Sare (Sara) validemiz, 70 yaşına geldiği halde çocuk sahibi olamayınca, Hacer isminde bir cariye ile evlendi. Bundan İsmail aleyhisselam doğdu. Sare validemiz de, Allahü teâlâya kendisine de bir çocuk vermesi için dua etti. Allahü teâlâ, ona da bir çocuk ihsan etti. Bu da, İshak aleyhisselam idi. İsmail aleyhisselam Arapların, İshak aleyhisselam da İbranilerin ceddi oldu. Yani, Araplarla İbraniler [Yahudiler], aynı babadan; fakat ayrı analardan gelme kardeş oluyorlar. İbrahim aleyhisselam ise, Muhammed aleyhisselamın dedelerindendir. Bütün ırklar ise, Âdem aleyhisselama varmadan, Nuh aleyhisselamda birleşiyor.

http://www.dinimizislam.com/detay.asp?Aid=407