SULTAN VAHDETTİN HAN

Sultan Mehmet VI. Vahdettin, 2 Şubat 1861‘de İstanbul‘da doğdu. Sultan Abdülmecit‘in Gülüstu Hanım‘dan olan en küçük oğludur. Amcasının oğlu Veliaht Yusuf İzzettin Efendi’nin intiharı üzerine tek veliaht kaldı. Mehmet V. Reşat’ın ölümü üzerine 4 Temmuz 1918‘de Osmanlı tahtına çıktı. Ülkenin karmaşık bir süreçde olduğu bu dönemde tahta çıkmakda isteksiz davranıyordu.
Sultan Vahdettin tahta çıktığında I. Dünya Savaşı devam etmekteydi ve müttefiki Almanya‘nın savaşı kaybettiği kesinleşmişti. İktidardaki İttihat ve Terakki Partisi istifa etti. Sultan Vahdettin’in isteği ile 14 Ekim 1918‘de Ahmet İzzet Paşa Hükümeti kuruldu. Hükümetin kurulmasından bu kadar aceleci davranılmasının sebebi 27 Ekim‘de Mondros Ateşkesi’ni meclisten geçirebilmekti. Görüşme için Limni Adası seçildi. 27 Ekim’de başalayn görüşmeler sonucunda 30 Ekim 1918‘de Mondros Ateşkes Antlaşması imzalandı. 25 maddeden oluşan antlaşmaya göre Çanakkale ve İstanbul Boğazları tüm gemilere açılacak, Osmanlı orduları terhis edilerek orduya ait tüm cephane, silah ve donanmaya ait gemiler İtilaf Devletlerine teslim edilecekti. Limanlar, tüneller, demiryolları ve telsiz-telgraf istasyonları İtilaf Devletlerince kontrol altında tutulacaktı. Antlaşmanın en ağır maddelerinden biri İtilaf Devletlerinin güvenliklerini tehlikede gördükleri yerleri işgal etmelerini sağlayan 7. madde idi. Bu maddenin yanında Erzurum, Van, Harput, Diyarbakır, Sivas ve Bitlis’te karışıklık çıkması halinde İtilaf Devletlerince işgal edilebilmesini sağlayan bir başka madde daha bulunmaktaydı. Osmanlı ordusu savaş öncesindeki sınırlara çekilmişti.

Mondros Ateşkes Antlaşması’ndan kısa bir süre sonra İtilaf Devletleri Anadolu’da birçok yeri işgal etmeye başladı. 3 Kasım 1918‘de Musul ve İskenderun’a asker çıkaran İngilizler, bir yıl içinde Urfa, Antep, Maraş ve Adana’yı işgal ettiler. Yine bu işgaller devam ederken Fransızlar İngilizlerle anlaşarak bu bölgeleri kendileri aldılar. Bundan Kısa bir süre sonra 13 Kasım 1918‘de İtilaf donanması İstanbul’a gelerek Boğazları kontrolu altına aldı.
İstanbul’un kontrol altında bulunmasından dolayı 16 Mayıs 1919‘da Mustafa Kemal Paşa, 9. Ordu Müfettişi olarak Samsun’a gitmekle görevlendirildi. 22 Haziran‘da Amasya Genelgesi‘ni yayınlayan Mustafa Kemal itilaf Devletleri’ne karşı olan direnişin kişisel bir direniş olmaktan çıkarıp, Milli bir direnişe dönüştürdü.
Bu sırada Sultan Vahdettin, ittihatçılarla işbirliği içinde bulunduğundan şüphelendiği için Ahmet İzzet Paşa’yı istifaya zorlayınca 11 Kasım 1918‘de Tevfik Paşa Hükümeti kuruldu. 23 Kasım 1918‘de Sultan Vahdettin mebuslar meclisini feshetti. Sadrazamlığa Damat Ferit Paşa‘yı atadı. Anadolu’da işgallere karşı düzensiz de olsa Kuva-i Milliye ordusu kurulmuştu.
Son Osmanlı Mebuslar meclisi 12 Ocak 1920‘de İstanbul’da toplandı ve hemen ardından 28 Ocak 1920‘de Misak-ı Milli‘yi kabul ettiler. 16 Mart 1920‘de İstanbul, İtilaf Devletlerinin kontrolü altına girdi. İtilaf Devletlerinin askerleri İstanbul sokaklarında istedikleri gibi adam tutuklama ve cezalandırmaya başladı.
Ardından 1920 yılında sırayla 18 Haziran‘da Zonguldak Fransızlar; 24 Haziran‘da Alaşehir, 30 Haziran‘da Balıkesir, 1 Temmuz‘da Edremit, 2 Temmuz‘da Bandırma, Mudanya, Karacabey, 8 Temmuz‘da Bursa, 20 Temmuz‘da Tekirdağ, 25 Temmuz‘da Edirne, 26 Temmuz‘da Kırklareli Yunanlılar; 6 Temmuz‘da İzmit İngilizler tarafından işgal edildi.
Osmanlı Devleti’nin bütün toprakları yavaş yavaş işgal altına alınırken 11 Nisan‘da dağıtılan Mebuslar Meclisi, 23 Nisan 1920‘de Ankara’da Türkiye Büyük Millet Meclisi adıyla açıldı. Ardından başlayan Kurtuluş Şavaşı‘nda 10 Ocak 1921‘de I. İnönü, 13 Eylül 1921‘de Sakarya Meydan Savaşı ve 30 Ağustos 1922‘de Başkomutanlık Meydan Savaşı‘nın kazanılmasıyla İtilaf Devletleri yurttan uzaklaştırıldı. 9 Eylül 1922 İzmir’in Kurtuluşu ve 13 Ekim 1922 Mudanya Mütarekesi ile savaş sona ermiş oldu. 6 Ekim‘de Refet Paşa‘nın komutasındaki birlik İstanbul’a girdi. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 1 Kasım 1922‘de çıkardığı kanun ile saltanatlık sona erdi. 17 Kasım sabahı Sultan Vahdettin oğlu Ertuğrul ve harem mensuplarıyla dolmabahce-sarayi’ndan kalkan bir kayık ile bir İngiliz zırhlısına iltica etti.
İngiltere’ye girmesi kabul edilmediği için Vahdettin bir süre Malta‘da kaldı. 1922 sonunda Hicaz kralı Hüseyin’in daveti üzerine hacca gitti. 20 Nisan 1923 tarihine kadar Hicaz’da kaldı. İngiltere’nin baskısı üzerine buradan ayrıldı. Bir süre İtalya’nın Cenova kentinde yaşadı. 11 Haziran 1923‘te San Remo kasabasında Mısır kraliyet ailesinden bir prensin maddi yardımıyla kiralanan bir villaya taşındı.
Son yılları parasal sıkıntılar ve sağlık sorunlarıyla geçti. 15 Mayıs 1926‘da San Remo‘da kalp yetmezliğinden dolayı 65 yaşında vefat etti. Cenazesi Şam kentine nakledilerek bu şehirdeki Sultan Selim Camii bahçesine defnedildi.

5. mehmetin hayatı

MEHMET V., Reşat (1844-1918)
Osmanlı padişahlarının 35.’ sidir. Abdülmecit’in Gülcemal IV. Kadınefendi’den olan oğludur. İstanbul’da Çırağan Sarayinda doğdu, 73 yaşında Dolmabahçe Sarayı‘nda öldü. Ağabeyisi II. Abdülhamit, V. Mehmet in tahttan indirilmesi (Reşat) üzerine 1909’da tahta çıkmış, padişahlığı 9 yıl sürmüştür. Eyüp’teki türbesinde gömülüdür. İlk veliahdı amcasının oğlu Yusuf İzzettin Efendi idi; onun intiharından sonra veliaht olan 17 yaş küçük kardeşi Vahidettin, Sultan Reşat’ın yerine «VI. Mehmet» unvanı ile tahta geçmiştir.
V. Mehmet olağanüstü nazik, çekingen, ihtirassız, hiçbir işe karışmak istemeyen bir karakterdeydi. Meşrutiyet hükümdarına Anayasa’nın tanıdığı hakları bile kullanmadı. Bütün saltanatı İttihat ve Terakki partisinin amansız diktatörlüğü ile geçti.
II. Abdülhamit, 31 Mart olayının tahrikçisi olduğu gerekçesiyle tahttan indirilince, Veliaht Reşat Efendi, «V. Mehmet» unvanı ile padişah oldu. O sırada Osmanlı İmparatorluğu zor bir durumdaydı. Bulgaristan kıratlık ilan edip Türkiye’den ayrılmış, Bosna-Hersek eyaletini de Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ilhak etmişti. Osmanlı hükümeti, bu durumu kabul etmekten başka bir şey yapamadı. Adana’da Ermeniler ayaklandılarsa da, Cemal Paşa’nın azimli tutumu sayesinde bu isyan derhal bastırıldı. Arnavutluk’ta, Girit’te, Yemen’de de isyanlar çıktı. Arnavutluk ve Yemen isyanları, fedakarlık gösterilerek bastırıldı. V. Mehmet, iktidar partisi tarafından, bir Rumeli gezisine çıkarıldı. Kosova’da atası I. Murat‘ın şehit düştüğü yeri, iç organlarının gömüldüğü türbeyi ziyaret etti.
Gene bu sıralarda Arap eyaletlerinde de kımıldanmalar görüldü. İttihatçıların müfrit tutumu, o zamana kadar devlete karşı gelmeyi akıllarından geçirmiyen unsurları kışkırtmıştı. Arap eyaletleri Arapça’nın da, Türkçe’ nin yanında, okul, mahkeme ve resmî dairelerde kullanılmasını istiyorlardı. Bu eyaletleri İngiltere ile Fransa kışkırtıyordu.
Trablus ve Balkan Savaşları
Bu sıralarda Osmanlı hükümeti Libya’daki Türk tümenini Yemen’e nakletmek gibi bir gaflet gösterdi. Bunu fırsat bilen İtalyanlar, Afrika’daki bu Türk eyaletine asker çıkardılar. Donanma himayesindeki orduları, Trablus ve Bingazi kıyılarından bir kilometre içeriye giremedi. Türkler’i çok seven yerli halkın yardımıyla, kahramanca bir savunma savaşı yapıldı. Binbaşı Enver, Binbaşı Fethi, Kolağası Mustafa Kemal (Atatürk) gibi kurmay subaylar, bu savaşlarda kendilerini gösterdiler.
Balkan Savaşının çıkacağının anlaşılması üzerine, Libya (Trablusgarp) eyaleti ile Bingazi bağımsız sancağı (vilâyeti), İtalya’ya bırakıldı (Trablus Savaşı). Gene bu savaşta Beyrut gibi Türk limanlarını bombardıman eden İtalyan donanması, Çanakkale önlerine gelmişse de, Boğaz’ı zorlamayı göze alamayarak geri dönmüştür.
Bundan sonra Osmanlı İmparatorluğu aklın zor kabul edeceği bir gafletle birleşmelerine zemin hazırladığı 4 küçük Balkan devletinin (Bulgaristan, Yunanistan, Sırbistan ve Karadağ) işgali karşısında kaldı, Türk tarihinde görülmemiş feci bir yenilgiye uğradı (Balkan Savaşı). 5,5 yıldan beri elinde tuttuğu en güzel Balkan eyaletlerini, Anadolu’ nun birkaç km. uzağındaki Ege Adalarını kaybetti. Adriyatik’ten çekildi. Doğu Trakya dışında Avrupa’da hiçbir toprağı kalmadı.
İç Durumun Karışıklığı
Parti mücadele ve rekabetleri, kanlı bir safhaya girmişti. İttihatçılar, muhalif gazetecileri sokak ortasında vurdurmak, 31 Mart ve Mahmut Şevket Paşa suikasti gibi vesilelerle muhaliflerini rasgele asmak gibi türlü kanunsuz yollara başvuruyorlardı. Başta İtilâf partisi olmak üzere, muhaliflerinin tepkisi de şiddetliydi.
Ordu tamamen siyasete karışmış, iki kampa ayrılmıştı. Balkan Savaşı da bu yüzden kaybedilmişti. İttihatçılar, sözde orduyu gençleştirmek için, en değerli Türk general ve kurmaylarını genç yaşlarında emekliye ayırdılar, orduyu ellerine geçirdiler. Sadrazam ve hariciye nazırı Prens Sait Halim Paşa, partinin kuklası idi; hiçbir nüfuzu yoktu. 33 yaşındaki Enver Bey, yarbaylıktan tümgeneralliğe atlamak suretiyle harbiye nazırı (savunma bakanı) oldu; V. Mehmet’in yeğeni Naciye Sultan’la evlenip «Damat» unvanını da kazandı. Sonra dahiliye nazırı Talat Bey’le, bahriye nazırı Cemal Paşa ile birlikte, bir «triomvira» kurup devlete kesin şekilde hâkim oldu. Aralarında en akıllısı, liyakatlisi, yaşça da en büyükleri olan Cemal Paşa’nın en az nüfuzu vardı. Enver Paşa ile Talat Bey sinsi bir rekabet halindeydiler. Fakat askeri işlerde Enver Paşa, sivil işlerde Talat Bey hakim olmak suretiyle, devlet idaresini paylaşarak görünüşte anlaştılar. Türk ordusunu Balkan yenilgisinden sonra iyice hazırlamayı başaran Enver Paşa, Osmanlının, son birkaç yılda kaybettiği eyaletlerini geri alabilmek hülyasıyla, Birinci Dünya Savaşına soktu. Padişaha, sadrazama, meclise haber verilmeden 4 kişinin bir devleti büyük bir savaşa soktuğu, son yüzyıl tarihinde misli görülmemiş bir olaydır. Hükümetin birçok üyeleri bu olay üzerine istifa ettiler. V. Mehmet, savaşın sonlarına doğru, buhranlı bir devrede öldü; büyük felaketi görmedi.
V. Mehmet edebiyatla, güzel sanatlarla ilgilenirdi, şairdi. Çanakkale zaferi için yazdığı gazele birçok şairler, bu arada Yahya Kemal de, nazire yazmışlardır. V. Mehmet, sırasıyla 5 kere evlenmiş, yalnız 3 oğlu olmuştur. Bunlardan 2. veliahtken Türkiye’den çıkan Birinci-ferik (orgeneral) Dr. Mehmet Ziyaettin

II ABDÜLHAMİT HAN IN HAYATI

2. abdülhamit han.
Çok iyi bir tahsil görerek din ilimlerini ve Fransızcayı mükemmel bir şekilde öğrendi. Amcası Abdülaziz Han onu Mısır ve Avrupa seyahatlerinde yanında götürdü. Abdülaziz Han’ı tahttan indirip şehit ettiren, böylece Osmanlı Devleti’nde idareyi ele geçirin batı kuklası bazı paşalar, 5. Murat’ın şuurunun bozulması üzerine, devlet işlerine karışmaması ve yalnız millet meclisinin çıkaracağı kanunlara göre hareket etmesi şartıyla, Abdülhamid Han’ı sultan ilan ettiler.


Tahta çıktığında Osmanlı Devleti tam bir bunalımın eşiğindeydi. Karadağ ve Sırbistan’da savaş aleyhimize dönmüş, Bosna-Hersek ve Girit’te ayaklanmalar çıkmış, mali kriz son haddine varmıştı. Bu arada sadrazam Mithat Paşa ve arkadaşlarının isteği üzerine 23 Aralık 1876’da Birinci Meşrutiyet ilan edildi. Ancak gayrimüslimlerin dahi yer aldığı Meclis-i Mebusan’ın ilk işi Rusya’ya harp ilanı oldu. 93 harbi diye tarihe geçen bu savaş, Osmanlı Devleti için tam bir felaket getirdi. Ruslar İstanbul önlerine kadar geldi. Bir milyondan fazla Türk, Bulgaristan’dan İstanbul’a hicret etti. Mütareke isteyen Sultan Abdülhamid, ilk iş olarak devleti parçalanma ve yok olma yoluna doğru götüren Meclis-i Mebusan’ı kapattı (13 Şubat 1878) ve devlet idaresini eline aldı. Ayastefanos antlaşması ile Osmanlı Devleti Makedonya, Batı Trakya, Kırklareli, Kars, Ardahan ve Batum’u kaybediyordu. Ancak İngiltere ile anlaşan Abdülhamid Han, Kıbrıs’ın idaresini onlara bırakmak şartıyla, yeniden topladığı Berlin Konferansı’nda kaybedilen toprakların bir kısmına sahip oldu.

Abdülhamid Han büyük meseleler karşısında bunalan Osmanlı Devleti’ni bundan sonra dahiyane bir siyaset, adalet ve fevkalade bir kudretle yönetti. Düyun-u Umumiye idaresini kurarak iki yüz elli iki milyon tutan devlet borçlarını yüz altı milyona indirdi. Memlekette büyük bir imar faaliyeti ile eğitim ve öğretim seferberliği başlattı. Çoğu şahsî parasından olmak üzere cami, mescit, mektep, medrese, hastane, çeşme, köprü vs. gibi toplam 1552 eser yaptırdı. Ülkenin dört bir yanını demiryolu ile döşedi. Yunanlıların Girit’te isyan çıkarıp, Türkler arasında toplu katliamlar yaptırmaya başlamaları üzerine, Yunanistan’a harp ilan etti. Alman kurmaylarının altı ayda geçilemez dedikleri Termopil geçidini 24 saatte aşan Osmanlı ordusu, Atina önüne vardı. Yunanistan’ın tamamen Osmanlı eline geçeceğini anlayan Avrupalı devletler, sulha zorladılar ve bunda muvaffak oldular.

Yahudilerin Filistin’de bir cumhuriyet kurma teşebbüslerinin karşısına çıktı. Onların Osmanlı borçlarını bütünüyle silelim tekliflerini reddetti. Bu toprakların kanla alındığını, asla terk edilemeyeceğini sert bir dille bildirdi. Filistin topraklarının yahudilere satılmaması için gerekli tedbirleri aldı. Doğu Anadolu’da Ermeni hareketlerine karşılık Hamidiye alaylarını kurdu ve bölgede asayişi temin ile Osmanlı hakimiyetini pekiştirdi.

Sultan Abdülhamid Han’ı tahttan indirmeden Osmanlı Devleti’ni parçalamanın ve İslam’ı yok etmenin mümkün olmadığını gören bütün iç ve dış düşmanlar bu Türk hakanına karşı cephe aldılar. Bir taraftan Sultan’ı gözden düşürmek üzere her türlü iftira ve kötüleme kampanyaları yaparlarken, diğer taraftan suikastlar tertip ettiler. Ermeni asıllı Fransız yazar Albert Vandal’ın “Le Sultan Rouge=Kızıl Sultan” şeklinde ortaya attığı iftiraları aynen alan bazı gafiller, ansiklopedilere bunları yazarak genç nesilleri aldattılar.

Bu arada Padişah’ın devlet idaresinde nüfuzunu kırmak isteyen batılılar, İttihat ve Terakki mensuplarını kışkırtarak 23 Temmuz 1908’de İkinci Meşrutiyeti ilan ettirdiler. Böylece otuz yıl durmuş olan facialar tekrar başladı. 31 Mart Vakası sebebiyle İttihat ve Terakki ileri gelenleri tarafından tahttan indirilen Abdülhamid Han, Selanik’e gönderildi (27 Nisan 1909). 10 Şubat 1918’de Beylerbeyi Sarayı’nda vefat eden Abdülhamid Han’ın naşı Çemberlitaş’ta dedesi Sultan II. Mahmut’un türbesindedir.

II. Abdülhamit Han’ın güzel ahlakı, dine olan bağlılığı, edep ve hayasının derecesi, akıl ilim ve adaletinin çokluğu, milleti için gece-gündüz çalışması, düşmanlarına bile iyilik yapması, ciltler dolusu eserlerle anlatılmaktadır. Onun tahttan indirilmesinin üzerinden 10 yıl geçmeden imparatorluğun dörtte üçünün elden çıkması, memleketi 33 yıl nasıl idare ettiğine en açık delildir. Yine Abdülhamid Han’ın tahttan indirilmesiyle beraber kan gölü haline çevrilen Ortadoğu’da hala huzur tesis edilememiş olup, Arap alemi siyonizmin oyuncağı haline gelmiştir.

Vaktiyle İttihat ve Terakki fırkasının içinde Abdülhamid Han’a düşmanlık eden Filozof Rıza Tevfik ve Süleyman Nazif pişmanlıklarını aşağıdaki şiirliri ile dile getirmişlerdir.

Tarihler adını andığı zaman,

Sana hak verecek hey Koca Sultan,

Bizdik utanmadan iftira atan,

Asrın en siyasî Padişahına.

(Rıza Tevfik)

Padişahım gelmemişken ya da biz,

İşte geldik senden istimdada biz,

Öldürürler başlasak feryada biz,

Hasret olduk eski istibdada biz.

(Süleyman Nazif)

ÜSTAD NECİP FAZIL KISAKÜREK ‘İN AĞZINDAN II.ABDÜLHAMİD HAN

II. Abdülhamid, Türk’ün özünün ve temel varlığının, hakkı gasp edilmiş, mağdur kurtarıcısıdır. Abdülhamid, Tanzimat sonrasındaki Batı’ya kontrolsüz, körü körüne yönelişin karşısında inatla duran, kök ve cevherin müdafaasını son bir gayretle yapan muazzam bir şahsiyettir. Abdülhamid’i anlamak sayesinde yüzlerdeki maskeler düşecek ve onu bir anahtar gibi kullanarak bizi bu karanlık ve şahsiyetsiz ortama getirenlerin içyüzleri ortaya dökülecektir.

Abdülhamid hakkında söylenen her olumsuz iddiayı tersine çevirdiğimizde doğruyu bulacağızdır. Yani bir tür turnusol kağıdıdır Abdülhamid. Bu yorumların yalanını ayıklayıp onun üzerine bina ettiği yapıyı yeniden ayakları üzerine oturttuğumuzda hakikat ayan beyan ortaya çıkacaktır.

“Abdülhamid’i anlamak her şeyi anlamak olacaktır”

V. MURAD

İYİ GÜNLER DEĞERLİ OKURLARIMIZ.
BU GÜN SİZLERE V. MURAD IN HAYATINI ANLATACAĞIZ

MURAT V. (1840 -1904)

Osmanlı padişahlarının 33. südür. Abdülmecit’in büyük oğludur. Annesi Şevkefza Valide Sultan’ dır. İstanbul’da Eski Çırağan Sarayı’nda doğdu. İyi bir öğrenim gördü, amcası Abdülâziz’in tahta çıkması üzerine veliaht oldu.
www.tarihtenfisiltilar.com

V. Murat Amcası ile birlikte Avrupa’ya gitti. Dışta olduğu gibi içte de amcasını zaman zaman çok rahatsız eden karışık siyasi münasebetler kurdu. Mithat Paşa, Ziya ve Namık Kemal beyler gibi yakın dostları tarafından iyiden iyiye kışkırtıldı.
V. Murat Niçin Çıldırdı
Amcası Abdülaziz’in tahttan indirileceği kendisine haber verilmişti. Yalnız, saltanat darbesinin kararlaştırılan günden bir gün önce yapılması, Şehzade Murat’ı çok korkuttu; teşebbüsü amcasının haber aldığını sandı, aklını kaçırdı. Meşrutiyetçilerin bütün ümitleri mahvolmuştu. 30 mayıs 1876’da tahta çıkan V. Murat, tedavisinin uzun süreceği anlaşıldığından 3 ay, 2 gün sonra 31 ağustos 1876’da tahttan indirildi. Yerine kardeşi II. Abdülhamit tahta geçti.
Bundan sonra V. Murat, ailesi ile birlikte, kendisine ayrılan Çırağan Sarayı’nda yaşadı. Ali Suavi ile Aziz Bey’in onu buradan kaçırıp yeniden tahta geçirmek teşebbüsleri üzerine Abdülhamit onun üzerindeki baskısını son hadde çıkardı. V. Murat 1904’te 64 yaşına yakın, Çırağan’da öldü. Yeni Cami’ye gömüldü.


Aliexpress TR

SULTAN ABDÜLAZİZ KİMDİR

Osmanlı Padişahı, Sultan Abdülaziz Kimdir?  (1861-1876)

II. Mahmud ile Pertevniyal Valide Sultan’ın oğlu olan 32. Osmanlı padişahı Abdülaziz (1830-1876); Akşehirli Hasan Fehmi Efendi’den Arapça, din bilgisi ve edebiyat, bestekar Yusuf Paşa’dan müzik dersleri almıştır. Spor ve resim ile ilgilenmiştir.

Sultan Abdülaziz fetihler için Batı’ya yönelen Osmanlı sultanlarından uzun yıllar sonra ilk kez Avrupa hanedanlarının davetlisi olarak Avrupa’ya giden Osmanlı padişahıdır.

1867 yılında yaptığı Avrupa seyahati dönemin basınının heyecanla takip ettiği bir olay olmuştur. Akşehirli Hasan Fehmi Efendi’den Arapça, Arap edebiyatı ve şer‘i ilimler konusunda; Qués ve Schranz’dan da resim dersleri almıştır.

Osmanlı Padişahı, Sultan Abdülaziz Önemli İşler ve Projeler
Koleksiyon oluşturmak için tablo satın alan, resim ve müziğe karşı ilgi ve yeteneği ile tanınan Sultan Abdülaziz, atlı heykelini yaptırmıştır.
İlk Türk fuarı Sergi-i Umumi-i Osmani’nin Sultanahmet Meydanı’nda 1863 yılında açılması,
1864 yılında genel nüfus sayımının yapılması, Tersane ve Tophane’nin modernleşmesi,
Feshane’nin genişletilmesi, İstanbul’u Avrupa’ya bağlayan demiryolu,
bütün vilayetleri kapsayan telgraf şebekesinin oluşturulması,
atlı tramvay, donanmanın güçlendirilmesi,
Mekteb-i Sultani (Galatasaray Lisesi),
Darülfünun, Darülmuallimat, Sanayi Mektebleri ve
Tıbbiye gibi yeni eğitim kurumlarının açılması gibi yenilikler yaşanmıştır.
30 Mayıs 1876 tarihinde tahttan indirilen Sultan Abdülaziz’in yerine yeğeni V. Murad padişah olmuştur. Topkapı Sarayı ve ardından Çırağan Sarayı Fer‘iye Dairesi’ne kapatılan Sultan Abdülaziz bileklerini keserek intihar rivayet edilir. Ama Mazlum Sultanın katledildiği kuvvetle muhtemeldir.
Divanyolu’ndaki babası Sultan II. Mahmud’un türbesine gömülmüştür.

ABDÜLMECİD KİMDİR


Abdülmecid İstanbul'da dünyaya geldi. Babası ona iyi bir tahsil yaptırmak için çok titiz davrandı. Kendisi biraz zayıfça idi. Çok zeki, terbiyeli, merhamet ve şefkatli bir kimseydi. Tâhta çıktığında 16 yaşındaydı. Yeni gelişmeleri çok sıkı bir şekilde takip eder ve hemen Devlet-i Aliye'de tatbik edilmesini isterdi.

Devrinde olan önemli olaylar:

1839 senesinde Gülhane Hattı Hümayunu okundu. 1846'da Mustafa Reşid Paşa Sadrazam oldu. Maarif alanında pek çok ilerlemeler oldu. Birçok meslek okulları açıldı. 1848'de Macar isyanı dolayısıyla Macaristan'dan çok sayıda ilticalar oldu. Eflak ve Bogdan'da ihtilal oldu. Mübarek yerler meselesi ortaya çıktı. dersimiz.com

1853'de Rusya harbi başladı. Sinop baskını oldu. 1854'de Ruslar karada büyük kayıplar verdiler. Meşhur Silistre müdafaası yapıldı ve Ruslar bozuldu. Yerköyü Muharebesi kazanıldı. Fransa ve İngiltere de Türkiye'nin yanında yer aldılar ve Kırım'a çıkarma yapıldı.

1855'de Sivastopol alındı. Telgraf ve demiryolu hatları yapıldı. 1856'da Paris Anlaşması yapıldı. Ruslara karşı büyük menfaatler sağIandı. Abdülmecid Dolmabahçe Sarayı'nı yaptırdı ve Ortaköy'deki Mecidiye Camiini inşa ettirdi.

25 Haziran 1861'de babası gibi verem hastalığına tutularak vefat etti. Öldüğünde 38 yaşındaydı. Fatih'teki Sultan Selim Camii avlusundaki türbesine gömüldü. (Allah rahmet eylesin)

Silsile-i Saadât-ı Nakşıbendiyye'den Hâfız Ebü Said Sâhib (k.s.) Hazretleri bu devirde vefat etmiştir.

Erkek Çocukları: Ahmed, Mehmed Burhaneddin, Bahaüddin, Rüştü Mehmed, Seyfüddin, Osman, Ziyaeddin Mehmed, Abid Mehmed, Abdüssamed Mehmed, Fuad Mehmed, Nureddin, Vamuk Mehmed, Abdülhamid, Mehmed Vahidüddin, Süleyman, Kemaleddin, Nizameddin, Mehmed Reşad.

Kız Çocukları: Bedihe, Behice, Samiye, Mediha, Refia, Şehime, Sabiha, Aliye, Fatma, Cemile, Seniha, Fehime, Mühibe, Mukbile, Münire, Naime, Neyyire, Behiye.

II MAHMUD

30. Osmanlı padişahıdır. I. Abdülhamit’in küçük oğludur. Annesi Nakşıdil Valide Sultan’dır. 1808’de ağabeyisi IV. Mustafa‘nın yerine tahta geçti. 30 yıl tahtta kaldı. 53 yaşında öldü. Yerine büyük oğlu Abdülmecit padişah oldu; öteki oğlu Abdülâziz de daha sonra tahta çıkmış, ondan sonraki bütün Osmanlı hanedanı, II. Mahmut’un bu iki oğlundan yürümüştür.
Babası öldüğü zaman Şehzade Mahmut 5 yaşındaydı. Babasının yerine tahta, amcasının oğlu III. Selim geçmişti. Şehzade Mahmut’tan 22 yaş büyük olan bu amca oğlu, kendi oğlu olmadığı için ona oğul ihtimamı gösterdi; yetişmesine çok dikkat etti, ona Türk musikisini kendisi öğretecek derecede sevgi gösterdi. Bu itinanın önemli bir sonucu olmuş, Şehzade Mahmut, III. Selim gibi tam bir inkılâpçı olarak yetişmiştir. Osmanlı İmparatorluğu cihanşümul mevkiini muhafaza etmek niyetindeyse, ne bahasına olursa olsun, devlet müesseselerinde kökten ıslahat yapmak gerektiğine inanmıştı.
Gericilere Karşı
III. Selim ihanete uğrayıp gericiler tarafından tahttan indirilerek Saray’da bir daireye hapsedilince, Şehzade Mahmut veliaht, kendisine karşı dostça fikirler beslemeyen ağabeysi IV. Mustafa da padişah oldu. «Nizam-ı Ceditçi» (Yeni Düzenci) denen bütün inkılâpçılar, Rusçuk’ta bulunan Alemdar Mustafa Paşa’ya sığındılar. III. Selim‘i yeniden tahta çıkarmak üzere büyük kuvvetlerle istanbul’a yüriyen Alemdar, Topkapı Sarayı’nın önüne gelince büyük inkılâpçı hükümdarın henüz şehit edilmiş cesediyle karşılaştı. Alemdar Mustafa Paşa, III. Selim‘in cesedi üzerine kapanıp ağlarken, maiyeti kendisini acele davranıp tek ümit olan Şehzade Mahmut’un hayatının kurtarılması hususunda ikaz etti. Bu sırada katiller, Veliaht’in dairesine girmiş bulunuyorlardı. Veliaht dairesini idare eden kahya kadın Cevri Kalfa, katillerin gözlerine doğru kızgın kül serperek onları birkaç dakika durdurabildi. Bu birkaç dakika içinde yetişen Alemdar Mustafa Paşa, IV. Mustafa‘yı tahttan indirdi; II. Mahmut, 24 yaşında padişah oldu.
Nizam-ı Cedit teşkilatı yeniden yürürlüğe kondu; Alemdar, sadrazam oldu. Fakat yeniçeri fesat ocağına dayanan gericiler, fırsat gözlüyorlardı. 18 kasım 1808’de, Alemdar’ı Bâbıâli’deki sarayında gafil avladılar. Ele geçeceğini anlayan Paşa, barut fıçılarını ateşledi; etrafını kuşatan 500 yeniçeriyle birlikte havaya uçtu.
Bundan sonra II. Mahmut, çok kapalı bir siyaset takibine başladı. Birbiri ardından karşılaştığı olaylar, onu iyice uyarmıştı. Fikirlerini en yakınlarına bile açmadı. Yıllar boyunca, her türlü ilerlemeye engel olan, savaş meydanlarında kaçmaktan başka hiçbir işe yaramayan kaldırım kabadayılarının ocağı haline gelmiş Yeniçeriliği ortadan kaldırabilmek için gayesine doğru, büyük bir ihtiyatla yürüdü.
Napoleon’un Teklifi
Osmanlı İmparatorluğu bu sırada Rusya ile savaş halinde bulunuyordu. Türk orduları, Ruslar’ı, mucize kabilinden durdurabiliyorlardı. II. Mahmut 28 mayıs 1828’de Bükreş Antlaşması’nı imzalayıp Rusya ile sulh yapmak zorunda kaldı. Büyük Besarabya eyaleti, Rusya’ya bırakıldı; bundan böyle Dinyestr yerine, Prut ırmağı Rusya – Osmanlı sınırını ayıracaktı.
Bu sıralarda Napoleon, Rusya seferine çıkmak üzereydi. Osmanlıya da Rusya’ya yürümesini teklif etti. Yalnız, İngiltere ve Osmanlı dışında bütün Avrupa’yı işgal etmiş olan Napoleon’un dönek siyaseti, «dünyanın merkezi olmaya ancak İstanbul lâyıktır» dediği biliniyordu. Napoleon asla güvenilip müttefik olarak kabul edilemezdi; Sultan Mahmut teklifi reddetti.
Yunan İsyanı
Gene bu sıralarda Yunan ihtilâli başladı. Yunanlı âsilerin Mora’daki sivil Türkler’i kılıçtan geçirmeleri üzerine II. Mahmut, isyanın başlıca tahrikçisi olan İstanbul’daki Ortodoks Patriğini astırdı. Romanya’da da Rusya’nın tahrikiyle bir isyan çıktı. Türk ordusu, bu isyanı kolayca bastırdı. Yalnız, Mora isyanı bastırılamadı. Zira bir Fransız kolordusu başta olmak üzere, bütün Avrupa’dan yardım alıyordu. Yalnız Avusturya, Osmanlı’yı tutuyordu. Prusya ile İngiltere ve İspanya, tarafsızdı. Rusya ile Fransa, Yunanistan’a bağımsızlık verilmesini şiddetle istiyorlardı. .
Navarin Faciası
Lord Cochrane ve Sir Richard Church gibi İngiliz generallerinin komutasındaki Yunanlılar, tamamen ezilmişler, isyan Türk ordusu tarafından tamamen bastırılmıştı ki, 20 ekim 1827’de medeniyet tarihi için bir yüz karası olan Navarin faciası oldu. Türk donanması, Mora’nın güneybatısındaki bu limanda bulunuyordu. İngiliz – Fransız – Rus müttefik donanması, savaş bayrağı çekmek usulden olduğu halde, bunu yapmaksızın limana girdi, katiyen böyle bir şey beklemiyen Türk donanmasını birdenbire ateşe alıp imha etti.
Rusya da Osmanlı’ya savaş açtı. Donanması yok olan, Yeniçeriler’i de az önce ortadan kaldıran, yeni modern ordusu henüz çekirdek halinde bulunan II. Mahmut, Avrupa’ nın baskısına karşı koyamadı. Romanya, Girit, Epir ile Tesalya’nın da Osmanlı’dan koparılması ile tehdit edildiği için, Rusya ile Edirne Antlaşması’nı imzaladı. Tarihte ilk defa, Avrupa’nın 6. büyük şehri olan Edirne’ye kadar gelen Ruslar, bütün Türk topraklarından çekildi. Yalnız Yunanistan’a bağımsızlık koparmakla yetindi; böylece, Balkanlar’daki Ortodokslar arasında koruyucu rolüne sahip çıkmayı umuyordu. Mora ve Attika yarımadaları ile Eğriboz ve Siklad adalarından ibaret küçücük (49.414 km2) bir Yunan Krallığı kuruldu.
Bu sırada, düşmek üzere olduğu için halkı dış meselelerle oyalamak istiyen Fransa Kralı X. Charles da, Cezayir’e asker çıkardı. Çeşitli belâlar içinde bulunan Osmanlı, bu çok uzak eyaletini savunamazdı. Buna rağmen bazı Türk sancakbeyleri, bilhassa Kosantine sancakbeyi Ahmet Paşa, Fransızlar’ı yıllarca uğraştırdı. Böylece Osmanlı, Barbaros Kardeşler’in armağanı olan bu 300 küsur yıllık eyaletini de kaybetmiş oldu. II. Mahmut, Trablusgarp (Libya) eyaletini donanma göndererek sıkı sıkıya İstanbul’a bağladı; Tunus eyaleti ile de daha sıkı bağlantı kurdu. Böylece Kuzey Afrika’yı, batıdan Fransa’nın, doğudan Mehmet Ali’nin tehdidinden korudu.
Yeniçerilik Kaldırılıyor
II. Mahmut, artık Yeniçeri fesat ocağının kaldırılmasına sıra geldiğini düşünüyordu. Aydınlar tamamen padişahın tarafındaydı. Devlet adamlarının içinde de artık bu askerle başarılı bir savaş yapılabileceğine inanan tek kişi kalmamıştı. Bu durumda, iki günlük bir sokak savaşından sonra, II. Mahmut’un pek azimli tutumu sayesinde ocak tamamen söndürüldü (16 haziran 1826). Bu, uzun zamandan beri özlenen bir şeydi. Onun için, Yeniçeriliğin kaldırılmasına «Vak’a-i Hayriye» (Hayırlı Olay) dendi. Yeniçeri zorbalığı altında inleyen İstanbul halkı bayram yaptı.
II. Mahmut, «Asâkir-i Mansûre» adıyla modern bir ordu kurdu. Alelade bir albay gibi ilk modern Türk birliklerinin talim ve terbiyesine nezaret etti; onlarla karda, çamurda tatbikata çıktı. İki yıl Rami kışlasındaki odasında oturdu. Bu arada, Harbiye Mektebi açıldı. Ehliyetli subaylar yetiştirildi. Çeyrek yüzyıl sonra Türk ordusu, Prusya ordusundan sonra dünyanın en modern ordusu sayılıyordu; bu ordu 1854’te tek başına Rus ordularını bozguna uğrattı.
Bundan sonra II. Mahmut, Eflâk – Boğdan (Romanya) ve Sırbistan eyaletlerine iç bağımsızlık vermekle, Doğu Karadeniz kıyılarında bir arazi şeridini de Rusya’ya bırakmakla beraber, Mısır hariç, diğer eyaletleri sıkıca İstanbul’a bağladı, derebeylerinin çoğunu ortadan kaldırdı. Bunların içinde en güçlüsü olan Tepedelenli Ali Paşa idam edildi, idaresinde bulunan eyaletler sıkı sıkıya hükümetin kontrolüne geçti.
II. Mahmut, Mısır meselesini halledemeden öldü. Devlete isyan eden Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa, oğlu ibrahim Paşa’nın Türk subaylarından kurduğu modern ordu sayesinde, daha birkaç eyaleti elinde tutuyordu. Kuruluş halinde bulunan Türk ordusunu birkaç kere bozguna uğratan İbrahim Paşa, Kütahya’ya kadar geldi. II. Mahmut, «denize düşen yılana sarılır!» diye tarihe geçen sözünü söyleyerek, Rusya ile Hünkâr İskelesi Antlaşmasını yaptı. Ruslar, gerekirse, Mehmet Ali Paşa’ya karşı Osmanlı hükümetine yardım edecekti. Bu durum, Boğazlar’a yaklaşan Ruslar’ ın ılık denizlere inmek ihtimalini doğurduğu için İngiltere’yi kuşkulandırdı. Bu suretle İngiltere, Mehmet Ali’ye kesin şekilde cephe almak zorunda kaldı. Bu siyasetin meyvalarını toplamak, II. Mahmut’tan sonra Büyük Reşit Paşa’ya nasip oldu.
II. Mahmut, Osmanlı tarihinin en buhranlı zamanlarından birinde saltanat sürmüştür. II. Mahmut’la Osmanlı’da modern devir başladı. Dağılmakta olan eyaletler toplandı, tamamen merkezi bir idare kuruldu. Saray teşkilatından başlayarak bütün devlet teşkilatı yenileştirildi. Harbiye, Tıbbiye, daha başka okullar kuruldu, Avrupa’ya öğrenci gönderildi. Fransızca’ya öğretimde büyük önem verildi. Hariciye nazırlığına Mustafa Reşit Paşa getirildi. «Takvim-i Vekaayi’» adiyle resmi devlet gazetesi kuruldu. Matbaacılığa önem verildi. Buhar kuvvetine dayanan modern sanayi benimsendi, ilk fabrikalar kuruldu. Buharlı gemi Türkiye’ye girdi. Avrupa icatları, birkaç yıl ara ile gecikilmeden kabul edildi. Parasız mecburi ilk öğretim kanunu çıkarıldı. Batı eserlerinden çevirilere hız verildi. Batı musikisi ciddi olarak Osmanlı’ya sokuldu; Mızıkay-i Hümayun kuruldu. Resmi kıyafet olarak fes ve pantolon kabul edildi.
II. Mahmut, büyük bir hattat olarak da kabul edilir. Türk musikinin son büyük koruyucusudur. Kendisi de ney ve tambur çalardı. 30 kadar şarkı bestelemiş, Batı musikisi tarzında bir marş da yazmıştır. «Adli» mahlası ile güzel şiirler yazmıştır.
Nazik ve yakışıklı, soğukkanlı ve cesur, fedakar ve lütufkardı. Devrinin büyük hükümdarı olduğunda Batı tarihçileri müttefiktir. Divanyolu’ndaki muhteşem türbesine gömülmüştür; yanında küçük oğlu Sultan Aziz ile torunu II. Abdülhamit gömülüdür.
II. Mahmut’un ölümüyle Tanzimat devri başlar. Bu devre Mustafa Reşit Paşa damgasını vurmuşsa da, yapının gerçek temellerini II. Mahmut atmıştır.